ana sayfa

 

"
Şükür. Şükür. Şükür. Oğlum geldi. O apayrı bir kapı bana, bize. Allah'ın lütfu, nimeti. Şükür. Geldi sabah ezanıyla... Az kaldı anam, az kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı. Yücelere su serpicem. Yâr gelince toz olmasın...
"
...
BIÇAK ve BARIŞ

İlkokul ikinci sınıftayım. Ekmek bıçağı, lavabo ve kolum. Etrafı kirletmemek için kolumu lavaboya yanaştırışım, haykırışım "Anne!"... Ben hep yok olanları haykırdım bile bile. Farkına vardığımda dalından koparılmış bir çiçek gibi son çırpınışlarımdaydım. Eğer o gün ekmek bıçağını doğru dürüst kullansaydım farkına varmayacaktım bunun ve karşılıksız tüm sevgilerime hain bir gülücük gönderecektim APS ile. Çelişkilerim de olmayacaktı. "Onbeş yaşında ölünür mü a be çocuk!" dediğim Barış için ağlamayacaktım bu kadar. Baasına her gün ziyaretine gelmiyor diye kozmayacaktım. Keşke her gün ama her gün gelse diyecektim. Lise yıllarımda okul takımının malzemecisiydim. Bu hep böyle sürdü. Girdiğim tüm takım oyunu ilişkilerinde malzemeciydim. Takım oyunlarını artık sevmiyorum. Dostlarım (bu kelime hakkında şüphelerim var, en azından bu kelime bana çağdaşlarımın aklına gelenleri çağrıştırmıyor.) bizi bu kadar sevme, diyorlar. Seveceksen "bizim gibi" sev diyorlar. Yani hakkınca ve ayakta kalarak. Ha bir de bize güvenme, diyorlar. Oysa o kadar fazla bir şey istememiştim.Atlayarak yürüdüğüme göre dost bildiklerime güvenirim. Dikkat edildiyse yürümek eylemselliği geçti, o halde ayaktayım. Dürüstlük, hakkıncalık anlayışımda hiç onlarınkine uymuyor. Aslında burada onlara ağır gelecek düşüncelerim var. Ancak ağırlığını kimsenin kaldıramayacağını sanıyorum, dahası biliyorum. Kafamdaki tüm bu muhabbetleri bir kenara bırakarak anama gittim. Sarıldım ona, toprak kokuyordu, öptüm onu. Biraz dertleştem onunla. Ağladı anam, ben de. Yanına temelli gidişimde beni kucağına alacak, öpecek beni toprak dudaklarıyla, ayran çorbası da içirecek. Büyüyünce unutursun demişlerdi. Küçükken yanına gelme çabalarımı bunun için engellemişlerdi. Oysa büyüdükçe, seni ne kadar özlüyorum. Barış'ın babası su veriyordu gülüne yaşaması için. Barış'ın kulağına eğildim: "Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum" dedim. Güldü. Sevindim. Sevincim tüm sinekleri boğdu. Sigaramı yaktım, yola koyuldum. Eve gidemedim, deniz kenarına oturdum. Tüm gece dalgalar yüzümü öptü. Denizin beni bu kadar sevişi şaşırtmadı. Kendisi hakkında iyi düşüncelerimi bilir. Güneşin doğuşu ile; iyi ki ekmek bıçağını kullanmamışım dedim, kendime...

09. 08. 1991
erdal soğukpınar
balatlı çocuk / sâdık yâr
 
ŞİİRLER
:::...::::..::..:
÷ iki çift lafım var
:::...::::..::..:
÷ düşün ya da gül
:::...::::..::..:
÷ duvarlara mecburum
:::...::::..::..:
÷ ölümüne susayış
:::...::::..::..:
 
<
::: haziran 2004 ::: © oybideryum :::