.... ....

Vakit daralıyor ve can yangım yüzüme kan çağırarak büyüyor... Secdedeki  kadar yakınım "toprağın geldiğimiz noktasına". Daha girmeyin oraya - melekler hazır değil".
 
"Beyaz haberlerim var
               kardeşlerim."

Toprak yutkundu ve özümüz yeryüzüne kaçtı. "Bir dişin çeneden ayrılışı" gibi yerimizden, yarimizden ayrıldık. Özyurdumuza, 'Varlığın Evi'ne vasıl oluncaya dek sürecektir yolculuğumuz. Sonsuz ve sonrasızdır korku ve hasretimiz. Her doğan çocukla gelen
"... o uzaktaki meçhulle temas halindeki korku"dur korkumuz. Gider geliriz sonsuzluğa "Evinden ayrılmış çocuk gibi, yuvaya, O'na, eşyanın ve mananın tek mirasçısına varmaya çabalarız. Yıldızlar bu nedenle içine yüzlerce dünya sığacak kadar büyük-tür, saatler bunun için çalış-maktadır, ay bu yolculuk içinde yarıl"mıştır.

Ayrılık, "güzelce yakalandığımız, mutlulukla sunulan, bize bahşedilen, armağan kılanan"dır. "Aşkın ve sanatın/durmadan doğumlar getiren anası"dır.
"'Biz artık / gitmeliyiz dağımıza' / - Hayır olmaz / durmalıyız burada şahinim".
Ayrılık fıtrattır. "Fıtrat" ise "yalan söylemez".

"Beyaz haberlerim oluşuyor
                        kardeşlerim"

"Varlığımızın derinliklerinde taşıdığımız "Olmak" hevesimi-zi düşünerek korkarız". Soylu bir atın toynakları sökülür sırtımızdan. Gecenin soluklanışı, nefes alıp-verişi / teneffüsünün, sabahın aydınlığını barındırdığından haberdar değilizdir henüz. Yeniden hep yeniden doğmaya teşneyizdir. Kanı görürüz ve yanımızdan ayırmayız onu. Kanı okşar ve kabartırız. "Kanla bir sabah / Akşam kanla". Kan şaşırır, kan şaşırır."
Kimbilir hangi kanlarda akmaya başlar gövdemiz". "Parçalara ayırır, gövdemizi ırmaklara pay ederiz. Şarklıyızdır, işte bu yüzden; gövdemiz yara doludur. "Ve kana çobanlık eder çocuklar".

"Kızaplam
Ne kezzaplar akmakta yollardan".
Korkarız, bu yüzden başımız eğik, dilimiz kapalıdır. "Topraktan yeniden ağacın tepesine kadar düşeriz, yeniden düşeriz. Bitmez bir türlü, değişir miyiz? Kendimizle bir dönemeçte koşan iki çocuğun çarpıştığı gibi karşılaşırız ve hangisinin kendimiz olduğuna karar veremediğimiz o çok kısa zamanın habire tekrarlanmasından perişan, çarcabut olur ağzımız". "Hudutları, çemberleri, cidarları zorlandığı için haykıran bedenimizin farkında olmayız, hala zavallı bir gayretle çarçabuk gittiğimiz bilmem kaçıncı bir sonsuzdan sonra, peki ya daha sonra diyerek, bir torbaya konmuş kedi gibi çırpınırız."

Hayretle başlayan tanıma iştiyakımız hayranlığa ve sükunete  dönüşmeden kurcalamaya ve bozmaya başlarız yanımızı, yöremizi. Hakim olma duygusu yakar kavurur içimizi.
Böylelikle "biz işte hep soylu yapılar / ıslak taş gemide huysuz / uzakta ilk gülün akrebiyle sevişmekten / bir tek sarı ve sarsılmaz sesine güvendiğimiz kanaryayı katlettik".

"Ha biz yokuz / ha biz seferde".
"Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra

"Beyaz haberlerim için
                      hazır olun kardeşlerim."

"Biz harcandık anam hem
                        kelimesiz kapandık."
Soluksuz telaşlara gömülürken alemimizde, nice kervanlar dağıttık; çöplerin içinde rüya arıyor'uz şimdi. "Akıl ve hikmet emziren mağara-mız, yarasa doldu. Hikmet erleri yerine konserve kutuları kusuyor, üç dört beş de ölü".

Perçelenmiş güzellikler çekmez ilgimizi. İştiyakla sarılırız dünyanın oyun ve eğlencelerine; çocuk oyunlarını bozarak ve kaçarak onlardan. Çünkü çocuklar korkuyla cezbederler oyunu. Perçemlerinden tutar öper, öper, sonra gizlice koynumuza alırız, işvebaz güzelliklerini dünyanın. Çünkü biz, 'kanımızın düşüncesini güder'iz hep. İlk doğumunu sancıları ve alışkanlığıyla büyülenmişizdir; rahmi parçalarız her dem. Huysuz yapılardan bir 'atlı kalkar, hayır kan, kan sızar". "Ve kana çobanlık edenler çocuklar"dır.
"Oysa sergimize kuşlar gelir uzanır ".
"Ha biz varız/ha biz maskeli balo".

"Korkma-yın zor değil. Korkmayın korkma-yın zor değil. İyi bir alışkanlık edindiyse kalbi-niz kork-un ama umut edin zor değil". "Haydi bakalım topunuz / soluyun şu havayı".
Hava tertemizdir ve müzik size Varlığın ihtişamını bir pencereden seyrettirir. Zamanla içinizin iyi tanığı müzikleri kendi kendinize dinlemeyi öğrenirsiniz. Gözünüzü dikince afaka ve enfüse bir müzik belirir.Sahneye uzanan el orkestranın üzerinde bir kamçı şaklatır, localardan ebruli bir kahkaha yükselir ve çocuk geceliğiyle fırlar yatağından. Buz kırıntılarında koşarken çıplak ayaklarıyla, bağırır" Anne havadaki müziği tut geliyorum." Gündelik insanı kaldırıp, bütün bir geceye dayayarak alnını bir de Tanrıya şarkısını söylerse":

"Anlayın bizim güzelliğimizi
Bizim balık yiyip ölen
Kelimeyi çatlatan güzellğimizi
aklından açılıp kadının
Bizi kemiren yüzünün güzel
terkisinde
Allahın ağır açılan
geniş sofralı odalarında
bir bir dünya namına
seferber eden sevgililerini".

"Gül kokuları çocukların kaburga
                        kırıklarından geliyor
Acıyı ve insanlığı çocuklar
Böyle dayanılmaz kıldılar..."

"Allahım
Niçin halketinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum".
                   
"Beyaz haberlerim için
                      toplanın kardeşlerim"

"Toplanan şimdilik sürgüne eklenen/değerli çocuklar."
'Davranın çocuklar, nice kamçıdan geçin. Varın, silkenin; nice altın döker kanınız. Dilinizi tutun, aklınızı kravat gibi çözün atın / Şimdi bir damla gözyaşı bir iri yakut'.
Sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle / Yalnızlık ve ben kaldım / Sevindiniz işte alın koşturun / Aha size son atım'.

Büyükleriniz sevgiye muhtaç. Herşeyi bir iyice açıklamak gerekiyor onlara. Gizlice sokuluyorlar günahlarının arasına; büyükler ölü ve "dünya / ölünün başucunda açık kalmış bir radyo". "Farkedince eşyaların arasına girmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıkları".

"Derken/yürek aklın koynuna girer".
Büyük yeni bir hayat bilirsiniz. Bilişiniz yenidir, umarsız yaralarla fıtratı yer bitirirsiniz; ölür her dem bir şeyler. Bir insan binası yıkılır durmadan. Akıl biçare yangınlarda sek sek; düştü.
   

      "Geç bunları geç bunları
                            geç parkları geç
      Hepimizin yırtılır gibi olan
                            ağzına bak
      Yazdıkların şiir değilse kalsın
      Cennetse sevdan çık dışarı
      Solgun ışıklar
      Sessiz ağaçlar parklarla
      O cümbüş gecesini de tak peşine
      Yazdığın şiir değilse
      bırak bunları kalsın..."
      "Elin şakaklarında yangın
      Öyle fikret ki çatlasın başın
      "Beyin tırtıl
      Taş taşlar taşların
      Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
      Çünkü ses katlanır
      Kazılır kayalara
      Ses geçilir iki kaşın arasından
      Sonsuz nefes alır".
      "Ve susunca / Kama düşüşü bir zaman başlar / Kalb ete ve ruha  aynı anda açılır / Cine ve meleğe/zulme ve hilme".
Sükut yayılır; kaplayan kaplayacağını kaplar. Sükut bir soluklanmadır; konuşmayı başlatır:
-Sessiz olun! Konuşma başlıyor.
Sükut; konuşma şimdi asıl!" Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdeniz / Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim" Kandır çağıran. "Zirvesine göz koyduğum dağlara bak / Koşup takıldığım çitlere bak". "Bilinç uyanık / Çünkü kan gölünde bu kayık".
"Korku gerek reca gerek / Yanlış anlaşılmış olabilir / Sesini duyuyorum kendimin / kelimeler kendinden emin değil".

        "Allahım
         Nasıl pırıl pırılsa
         Güzelse sevdiğin kulların
         Öyle güzel kıl beni".
          
"Haberlerime kulak asmayıp-
                    Duymadık demeyesiniz
                                     kardeşlerim"

  "Çocuklar parlayınca görülen ışıklardır aşk."
    Çocuk, varlığın duyulan tek sesi
    Çocuk hayatın kaim olduğu şeylerin beşincisi.
    Çocuk "Varlığın özü".
    Çocuk "Anasının özü".

"Bir gün / Herhangi bir an / Ama bir çelik an / Her şey / Ve hepsi başlarını kaldırdılar / Ve ellerinin gölgesi düştü yüzlerine... / Karmakarışık belirsiz uzun / Geçti ve geçti gölgesi / Zerdüştün ayaklarından bir kartalın".
Ve O 'şair olarak / Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyor'. Şiir devşiren bir bahçıvan değildir O. O şair; şiir Onun içinde var, O şiirin içinde .
    "Kaval derler, dertli yoldaştı r/ Bende iki onda dokuz göz vardır / Nice sersefil olduk bir bilseler / Tombul kuzuların aşkına... / Geçiyor bulut geçen ömürdür / Gece mi, saç mı, hayır kömürdür / Zarif çoban oldu görseler / Tombul kuzuların aşkına".
    Şimdi "dinlen ey Zarif bila tedbir çok söz açtın / Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın".
       "Allahım
         O güzeller güzeli
         Hangi iyilik diledi senden
         Dilerim ben de öylelerini ".
 
"Bu bir nöbet devri-dir
                      kardeşlerim."

    "Başka bir kalbe başlıyor denizin çocukları".
    Yedi kat yerin dibinden ufka bakıyoruz şimdi. Yeterince yorulduk, pencere dibinden manzara seyretmekten. Zarif bir kul topladı eteklerimizi. Güç verdi, kol kanat gerdi; öyle şefkatli öyle zarif, öyle ta canevimizden sararak baktı ki bize, derman geldi dizlerimize. Şiir aktı damarlarımızdan Varlık Bahçesine açılan ŞİİR kapısından geçip katılabilirdik o iştihamın içine artık. Anahtar deliğinden manzarayı seyreden hırsız ruhlular odayı dolduruverdiler ardımızdan. Dudak büktüler, sıkıcı buldular manzarayı, anlaşılmaz buldular; zor. Müzmin bilgi depoları, edebi ve bilimsel açıklamalar yapmak üzere onlara, hemen daralan pantolonlarını çektiler bacaklarına. Uyuz 'bilginler' dolaşıyordu her yanda. Arkaik modeller olarak pastel tablolar halinde duvarımıza asılabilecek gibiydi bazları. Üsturuplu ve dokunaklı bir heykel sessizliğine bürünenleri de vardı aralarında.Sapladıkça derinleşerek batıyordu kalplerine mızraklarımız.
    Oysa biz - Zarif dostumuzla birlikte - Varlığın ihtişamı karşısında korku, hayret ve hayranlıkla bakakılmıştık. Aczimiz özgürleştirdi bizi. Bağışlanma ve şükür dilekleriyle, çöktük dizlerimizin üzerine.
    "Bilindi / kabul edildi / razı olundu / ağlanmadı".
    "Ey zarif yine başını  örtüden çıkardın / çok bal döktün yine yaktın gemileri".
 
"Bu bir nöbet devriydi
                      kardeşlerim"

    "Bilinmedesin ey hayat / bir ceset gibi al / Bırak kolayca bir kuytuya şimdi çırpın esişlerinle / Bütün kıyılardan bir yalvarış gibi geç / Darmadağın et uykulardaki köyleri / Kır kır denizin gemilerini".
    "Yaşamak" bir perde gibi kalkıyor aramızdan / Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi".
    "Elmasım / Kimbilir sen / camlarda başın belki yolum düşer yeryüzüne".
    "Büyü ey belde / Canlar / Ve hazırlan... / Bir gün / Olgun bir incir gibi / Patlayacak ve balını dökeceksin yeryüzüne ".

        "Allahım
         Yol boyunca
         Tarih boyunca
         Başı boş bırakma bizi."
 
    "Nihayet vaktidir VAKİT.

    "Bohçam boş / Öteberim eksik / Azığım kuru / Canım aç / Yüzüm sana çevrili / Adımım sana / Irmaklarına / Bir lokma suyla geldim, su denmez / Kabul ola affola".

    "Ağzı konuşmaz kılan / Ağzımızda / Dilimizi şişiren ayrılık bademi." ŞİİR, nefesimizi tüketti. Ve kan yürüdü ayaklarımıza .
    Şimdi ayağa kalkarak söylüyorum.
 
    "Vakit daraldı çocuklar."