:::::.. HER ACZ'E... ..:::::
     

 

 

 

1987 sıcağı. Epey bir zamandır hiç bu kadar suskun kalmamıştım. Zaman diyorum fakat ilerleyen akrep veya yelkovandan haberdar değilim. Sadece   kımıltısız ve sessizim. Yine bir telaş başladı. Üzerim çıplak. Kolumda bacağımda birilerini hissediyorum. Doğru dürüst, olması gereken bir şekil veriliyor dışıma... şimdi serini hissediyorum. Sularla arınıyorum son günahlarımdan. Ve bundan sonra da gelmemesi için bembeyaz kapatılıyorum. Evet, artık hazırım; gidebiliriz. Hoop yukarı kaldırıldım. şimdi gerçek sıcağı daha net duyuyorum çünkü dışarı, güneşe çıktık. Hava garip kokuyor ve herkesle O da üzgün ve ağlamaklı. İmkanım olsa, kafamı sıyırıp yukarı baksam tanıdıkları balkonda görebilirim. İyiki de gelmiyorsunuz diyorum içimden. Kalabalık hazır. Ben gitmeye hazır... Kalabalık arasında süzülüp gidiyorum. itiyorlar, kaldırıyorlar, yalpalaya yalpalaya uçuyorum adeta. Üzerimde hissettiğim eller sık sık değişiyor.      

Sanırım yirmibeş dakika kadar yürüdük. Yürütüldüm. Devamlı bir uğultu ve seçilemeyen konuşmalar. Genelde hüzünlü dialoglar. Beni hiç tanımayanlar da var aralarında! Huzurlu, sakin ve serin bir yerdeyiz. Biraz sonraki göreve, benimle beraber gelenlere buradakiler de katılacak. Ve günahkarlığım biraz daha azalacak. Bir yerde sabit duruyorum.  Anlaşılan zemine (ya da bir yere) bırakıldım. Bu iki yanımda duranlar kim? Herkesi tanıyorum ama kimseyi tanımıyorum... Büyük bir sessizlik. Ne oldu da birden bunca insan sükut etti, edebildi. Hayır biri konuştu. Minik ama koskoca bir sözlü hareket ve tekrar susuş. ‘Anadil’le söylenen sözler. Lider olmalı bu kişi. Onun komutlarıyla koca kalabalık tekrarda..

Anlaşılan görev tamamlandı. Tekrar bir dinamizm yaşanıyor. Hoop tekrar yukarıdayım. Zaten anlamıştım. Burası olamazdı. Bu kadar ışıklı ve serin ve huzurlu bir yer olamazdı hakettiğim. Biten durağım.. Yol çok dar. Kısacık mesafeyi uzun bir zamanda katediyoruz. Yorulmuş olmalıyım, upuzun bir yalnızlık ve dinlenmeye çekilme vakti geldi. Tamam artık etrafımdan çekilebilirsiniz dedim, aldırış eden olmadı.

Hava sıcak ama garip bir serinlik duydum. Şimdi dokunan ellerin etlerini hissediyorum. Ama onlarınki benimki gibi değil. Hala görevlerini yapıyorlar. ‘İçten’ bir ‘hareket’ sözkonusu. Yeni hırpalanmış ve taze kokan yer’e bırakıldım usulca ve sanki canım yanmasın diye gereğinden fazla yavaşça. Altımdakinden biraz da üzerime atıldı. Biraz daha atıldı. Çok daha atıldı. Artık güneşi hissedemiyorum. Üzerimde yeryüzü kadar ağırlık var. Yuvarlak bir dünya, bir günah gibi üzerime çullanmış sanki. Birden buz kesilip etrafı dinliyorum. Dinlemeye çalışıyorum. Algılayabileceğim hiçbir duyum yok. Korku denemez ama ismini tarif edemediğim bir ‘şey’le başbaşayım. Sık sık içimdeki bilinmez ‘sıkıntı-şey’ azalıyor. Şu an yukarıda ve/veya başka mekanlarda benim için son görevlerini yerine getiriyorlar. Benim için anadille cümleler kuruyorlar ve ben rahatlıyorum. Göbeğimdeki alnımdaki, kollarım, bacaklarım ve omuzlarımdaki yeryüzü böylece hafifliyor... 

 
yumruk
ahmet cem zarifoğlu
ordinary4@hotmail.com