|
ozan,
ey bulutlardan toprağa sürgün ece/ uçmana engel olur, ağır
dev kanatların" (1)
1.
"Mızrak geçer ışığı/Geçer geceyi dolduran karanlığı da"
Akımın yükünden bağımsız aktı şair kendi şiir evrenine. Maddenin
paradigması, ruh iksirinin
daimonu olup, "küreye dökülen" her fenomen için
mugayir bir yafta hazırladı.
Espas: aslolan
damladır, damla infiraddır dalgalandıran denizi. Çocuklarım
taşla dirensin
ve imgeye direnmeyi
aşıladı bıkmadan. Hepimiz, her yerde çokça ölüyorduk; yine
de "yaşamak
sezonundan memnun" kalıp,
yerli ve yoksul diyalektik için kutlu bir devinim oldu: Bu
rotatif. Ne gizem
tortusu besleyen
şiiri, ne "afsun" ankadan bize kalan. Sadece çığlık:
Şiirin kılcal
damarlarında yılgınlık yok,
yazacağız!. Ve neden sonra sizden, hepinizden "güzelliğini
bağışlamanızı"
diledi.
2.
"ama bir şarkıda geçer adımız."
Akranları (ikinciyeni) decadent amorları için temelsiz binalar
dikerken,
-yarın çökecek- O tek
payanda ile sonnat gökdelenleri kurdu kozmosun orta yerine.
"sevmek de
yorulur" diyerek, mimesis
olmayan öz dehrinde "hiç yalnızlık korkutmayan alnı"
ile aslolan
ezgiyi yaydı: Terkediliş kıvamı acunda. Bağnazların kaybedeceğini
biliyordu
elbet(2).Esmer
konuşsundu ağzımız, bizi biraz saymayın buradan, buralı değiliz.
3.
"orada bir adam/garsona çay yalvarıyor"
Antinomilerin dumurunu yüklenmiş toprağımsılar önünde ne tam
havas, ne de
bütünüyle avam. İçinde
alevi saklayan kuru bir yaprak gibi, saçlarında rüzgarı emziren
ulu bir ağaç
gibi, altında
depremler büyüten muhkem bir şehir gibi konuştuk dizeleriyle.
"tanrının ve
meryemin yavruları",
"allahın ağır açılan odaları" ironisi bizim italik
dindarlığımıza.
Anlayamadığımız kadar
büyüktü acz, ve anladığımızı sandığımız kadar güzeldi. Hele
koşu şiirini
keşfettiğimizde
yaşadığımız heyecanı, başka şeylerle ölçememiştik bir türlü.
"önümüzde
açışan/sürtünüp tutuşan
suları" Hain bir deyiş hakim üstadın döktüklerine. İmgelerle
kapatılır işte
sizin kalenizde açılan
gedikler. Sözgelimi; "doğuyu yaya gerince/inanç terazili
hazret
gözleriyle/şerbet veriyordu."
Monist bir zaviyeden süzülüp alabildiğine ontolojik konuşan
dizeleriyle,
marjinal bir yağmur idi
yağan menevişli köpüklenen sanat otlarına... Biricik energiası,
dinamosu idi
şiirin.
"Devlet sokağını tek başına bir sarhoş geçiyor/kente
verdiği cevap
pandomim." Yakasına
savaşların yapıştığı bir çağda durmaktadır adam. Afganın figanı,
hamanın
çığlığı, filistinin
ağıdı olmuştur pekala. "güneşe kan durup dururken sıçradı"
İlahsızlara
silahsız kalmıştır ve
artık melaheme-i uzma'yı yalvarmaktadır: "Ve biz uyandıracağız/Suya
çağrılan
akışınızı"
6.
"artık göze bakmak oyuu yok"
Büyük gözlerle siyahın içinde uyumaktadır şair herkese aykırı.
Ölüme de kavi
notları vardır
elbet: "ölüme mahçup bir rölans" Gözlerini kapamadan
alışmak istemiş ve
alıştırmak istemiş
babasını. Şehrin talan edilmemiş bir kumsalı vardı nitekim,
temiz ve bakir
bir gölgesi vardı
gökyüzünün de, ölmek için uzanılacak. "babam upuzun yatandı
kumda/ölü ve
uzaması birden duran
saçlarıyla/çünkü öylesine kesindi ölümü"
"insan senin yitirdiğini yitirse/bir yerlerde duramaz
bir daha" (3)
7.
"bir parçamı/ bir demir mengeneye/koyup sıkmak istiyorum
mu nedir/dilimi"
Sözün saçlari kırarır kalemin namlusunda. Saçları dagınık
bir fahişe
gibi dökülür rotatif kokulu saman kağıidına. Neo Ibrahim:
herkes oradayken
kırıyor paganist şiiri. Anlaşıl-a-maz, bağrında gece laylaylanır
şairin.
Derken yaşam kapısını tırmalayan soluk. Söyle! Bu geç vakit
nedir duraksatan
dağdağanı? "ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim"
8."şairler
ölmeli, hayat yakışmıyor onlara" (4)
Söz cüzzamdır. Beklemim azaldı ulan bulun artık beni de! Solo
kaygılarınızı
cemiileştirdim
işte. Kırılganlıktır yağmurun kente bırakıtı. Ey, söz dalgalarının
hicret ettiği münzevi lepedoyen.. Bir sen bilirisin öpmeyi,
alevdeki o sarı
ile mavinin
karışmadığı noktadan. Aha bağlarını çözüyorum epik'in, konuşun
beni
Hayır, deniz bitmez. "Ah, seni çağdaşın olsaydım"
(5)
(1) Boudlaire
(2) Konuşmalar-Beyan Yay.
(3) Nietchze
(4) Ahmet Telli
(5) Mehmet Kala
*şiir alıntıları için, İşaret Çocukları - Yazı Yay.
|