.... ....

EVET
 

  Evet hatırladım
  Küçük basit şeyler
  Yetiyor kederlenmeye
  Ya mutluluğa

[ yukarı ]  

  LOKOMOTİF
 

  Gaflet
  Padişah kılındın
  Bir gövde mülkünde
  Ömür ve devlet idin
  Kara zünnar belinde

  Bir yürüdün bin düştün
  Gölge içinde yüzün
  Kara leke o siyah
  Neyin gölgesi düşün

  Uyanış
  Gece yarısı uyandın
  Nerede düğüm, aradın
  Yanıyor akıl ve alem
  Vakit kapı vuruyor

  Nefes alıyor veriyor eşya
  Mekan hem, hem zaman kayıyor

  Çatıyı çatmış biri
  Ete can katmış biri

  Derken
  Yürek aklın koynuna giriyor

  Kıdem
  Kim baş eğik girdi
  De eli boş döndü?

  Düşüş
  Kim başı dik girdi
  Kibir ilinde yitti

  Korku
  Tevbe onuma, kalın boynuma
  Tevbe bunuma, ince boynuma

  Reca
  Bohçam boş
  Öteberim eksik
  Azığım kuru
  Canım aç

  Yüzüm sana çevrili
  Adımım sana
  Irmaklarına
  Bir lokma suyla geldin, su denmez
  Kabul ola affola
 
[ yukarı ]

  BÜYÜK HAYAT
 

  I

  Kuru dalı ağacın
  Artık çok yaşlı, beli solgun
  Ve yok tomurcuklanmak umudu

  Böyle bakıyor çocuksuz  geleceğine
  Taş dolu ve güneşle kavrulu kuyuya
  Dikmiş gözlerini yıllardır
  Bakmakta gibi bir çöllü

  Oysa o seçilmişlerdendir
  Bir peygamberdir o
  Adı ibrahimdir
  Gür bir ağızdır o
  Bid şelale başıdır
  O kupkuru ve iklimsiz görünen
  Bir hayat çanağıdır

  İbrahim
  Yıldızlara bakıyordu sayısız
  Gece

  İbrahim aleyhisselam
  Irmak ağzı olundu
  Çoğalarak genişleyerek akmak
  İstiyordu ve işitildi

  Günler geçiyor
  İki hanımı iki ayrı hayat kaynağı
  Birinden büyük akıyor
  Ötekinden en büyük

  Derken
  Doğuyor o mührü taşıyan
  Çünkü istendi ve işitildi

  Büyüdün
  Çocuk

  Hangi çöle ilk adım
  Anne
  Götür

  Hangi yöne çevrilecek yüzü
  Anne bak

  Kenan ilinden bu kervan
  Develer arşı inmeye başlar
  Yol süresi
  Kırk kum gecesi

  Tepeler
  Tutmak ister gibi herbiri
  Gelenleri

  İşte tepeler içindeki vadi
  Üç çıkışlı
  Biri denize kuzeye ve güneye
  İşte çocuk işte anne
  Uçsuz bacaksız çöl
  Hiç kimse yok içinde
  Senle varılıyor o yere
  Senle bitiyor her yön her mekan
  Ayrılıp kaldınız kervan ıpıssız yürüdü kayboldu
  Baktınız
  Ancak bir melek anlatmasıyla anlaşılabilir
  O acele

  Yanıyor çölde çocuk , ah ecel
  Koş anne
  Yedi kez / Safadan Merveye
  Ve bak çabuk çabuk ufuklara
  Ne insan var ne cin ne de bir çizi
  Korkma korkma korkma
  Gel
  Tamam sesi duyuldu
  Çocuk suyu buldu
  Akan rızık öyle bol
  Kervanlar dönebilir
  İnsanlar toplanabilir
  Ağaç açabilir

  Baba gel zamanı
  Boyutları ve yönleri
  Ve yeri
  Ezelden belli
  Evi bil ve kur

  Baba gününde gelecektir
  Duvar yükselecektir
  Ak taş doğu kanatta
  Bembeyaz parıldayacaktır

  Kavimler konuğun olsun
  Taş taş üstüne konsun
  Çadır yanına çadır konsun

  Büyü ey belde
  Canlan
  Ve hüzırlan

  Bir gün
  Olgun bir incir gibi
  Patlayacak ve balını dökeceksin yeryüzüne
 

  II

 Tepeler arasına
 Demet demet iniyor çehreler
 Ap ak yüzler kavisli kaşlar
 Kalın dudakları beşerin
 Öpülen bir rüya katıyor içine

 Adım adım doluyor vadi
 Gözleri mercan develer
 Yüzleri ipekliler
 Atlas zenginlik genişlik
 Biri diğerinden yumuşak
 Biri ötekinde görevli

 Tepeler içinde vadi
 Vadi içinde Kabe
 Sana geliyorlar
 Böyle istendin Ve işitildin
 Her kime seslendinse
 Geliyor
 Ve yüzyıllar ne çabuk
 Eteklerine kara otlar takılarak
 Günah kapıları arlanarak

 Ak Taş benek benek kararıyor

 Vadi insan doldu
 Kimi elini alnına atarak
 Deprendiren bir rüya görüyor
 Çadırını yıkıyor o sabah

 Kimi elinde Kabeden bir taş
 Yaban illerde öpmek için
 Kabeyi öpmek yerine

 Kimi gözyaşını yolluyor önden
 Kuzey güney gurbetlerine

 Kâbe taşlarına şimdi
 Doğuda batıda putlar
 Değiyor
 Hadi Hacca gidelim
 İbrahimi hoş edelim dedikçe
 İkisini birden tutan eller
 Geldikçe Kabeye bunlarla geldiler

 Put araya girdi
 Ezada
 Gerek Sevinçte mutlulukta

 Vadi insanları artık
 Öte dünya şüphesi
 Yürekleri

 Vadi insan dolu
 Hani o su
 Unutuldu

 Kuyusuna taş üstüne taş atıldı
 Beldeden kovulan eller
 Cürhümiler
 Kinlerini beleyip berkiterek

 Hani o su
 İsmailin topuğuyla bulduğu

 Huzaa
 Düş suyun ardına

 Hayır kader
 Kitlendi üstlerine
 Sıyırdı palasını şeytan
 Biri
 Puta tapar Moaiblerden
 Hübel'i getirip dikiyor Kâbeye

  III

 İbrahim soyundan Kureyş
 Diğer bir kol Huzaa
 Çekilip bırakılınca titreyen
 Çeliği
 Arap kılıçlarının

 Kureyşten Kusayy
 Huzaadan Huleylin kızı
 Buluşuyor
 Dağın ikiye  ayırdığı ırmak

 Kusayyın elinde Kâbe anahtarları
 Vergileri o toplar
 O bakar hacılara

 Kusayy şöyle dedi
 Artık çadırlardan çıkalım
 Evler kuralım

 Dar'un Nedve
 En büyük evin
 Kusayın

 Kusayy öldü oğluna bırakarak şu kelimeleri
 Sen açmadıkça Kabeye kimse girmesin
 Kureyşin bayrağı senin elinde
 Hacılar
 Doymasın içmesine yemesine
 Sen vermedikçe

 Abdul Menaf oğulları Haşim ve dostları
 Kadınları
 Kâbe yanında
 Bir tas güzel koku içinde parmakları
 And içtiler birlik için
 Sürerek ellerini kabe duvarlarına

 Böylece görev ikiye bölündü
 Abdul Menafta vergi
 Abdud Dar'da Kâbe anahtarları

 Haşim ne güzel
 Nasıl titretici sesin
 . Siz Allahın evinin yakınlarısınız
    İşte hacılar geliyor
    Onlar Allahın misafirleridir
    Hiçbir misafir, onunkiler kadar
    Cömertlik beklenmez

 Haşim kurar yaz kervanını
 Kışınki de onun

 Yol Mekkeden Şama
 Yol üzerinden Yesrip / Medine
 Burada yahudiler
 Ve birbirleriyle kardeş iki oymak
 Evs ve Hazreç

 Haşim ve Yesripten Selma
 Evlendiler
 Bir oğulları varken öldü Haşim
 Kardeşi Muttalip Mekkeye götürürken oğlu
 Görenler şöyle dediler
 Bu Abdulmuttalip / Muttalibin kölesi
 Hayır dedi Muttalip
 Ama adı Abdulmuttalip kaldı.

[ yukarı ]

  ATEŞLİ HASTALIKLAR
 

  I

  Bir ateşli hastalık
  Orak ucu gibi geçmiş karnına

  Bilinmez rahmet saatı
  Birden çıtçıt - çıtçıt - çıt
  İsyan davulunu o
  Asmış boynuna

  Baktı ki bu ölümün ayak sesleri
  Darldı mekan
  Can çekiliyor ayak uçlarından
  Tırnaklar soğuyor hücreler sahipsiz kalıyor
  Ve ömründe ilk kez
  Başlıyor duaya

  Bilinmez ne zaman birden açılır kapı
  Korku ve recade cennet yanıkları
  Neredeyse ilk kez ömründe başlıyor duaya

 Ama aklı önden atıldı
 Gönlü bir türlü titreşmedi:

 "Hiç yönelmedim Tanrıya" dedi"onca zaman"
 "Şimdi ölüm geldi
  Yalvarmak boşuna"

  Ama ölmedi orak uca çekildi
  Ateş
  Serin dağ başlarının
  Ahu ceylanına benzedi
  Dünya güzelleşti şarap lezzet kazandı
  Rahmet saatı devrini tamamladı
  İsyan davulu boyunda kaldı
  Ölüm sanki hiç yokmuş
  Olmayacakmışcasına uzağa durdu

  Bir vade verilmiştir.
  Bu iki fırsat yaratılmıştır
  Bir kement atılmıştır
  Cehennem soylu
  Başını çevirdi gitti öteye

  II

  Bir ateşli hastalık
  Kan kırmızı yuvarlar
  Görüyorlar bizi bocalarken karanlıkla
  Görüyorlar dördüncü zaman
  Ve alemi melekut boyutunda

  İzlenirken köşelerden
  Hangi gizliden sözedebilirler

  Hangi ate kalmadı rezil olmadık
  Yoo ben ondan öndeyim
  Mahcubluğum
  Onun dehşetinden az değil

  Ateş
  Bulamaçlı bir buğu gibi
  Sarıyor tenimi
  Bismillah
  Bir tertip antibiyotik
  Çay
  Şu aziz aspirin
  Hep çarelere tevessül olarak

  Yarab şifa sendendir
  Etten ottan değil
  Eğer kavi kulların olaydık
  Yemeden doyar
  Görmek için göz aramaz bakmazdık
  Mikroplar
  Hastalıklar şifalar
  Emrimizde olurdu
  Yine de taktirini gözlerdik
  Onu yeğlerdik

  Bir ateşli hastalık
  Eklem ağrıları ve baş
  Sanki yerinde değil
  Karyolanın yanında bir uçurum hissi
  Bahçede
  Sularla oynayan çocukların arasına karışmak

[ yukarı ]

  TATİL
 

  Nehirler
  Uzun uzun ağlayan söğütler
  Birine bir kadın tutunmuş
  Biri bir kaval üfürüyor
  Sürü nerdeyse görünür

  Akşamın zili olmalı
  Bazı kulaklardan tam-tamlar
  Karışır büyücü ağzı
  El eli tutar gözyaşı boşanır

  Daha başındayız iklimin
  Kızıl saçların
  Kor bakışın

  Kulübeler yanıyor
  Yaramz çocuklar, yaramz çocuklar
  Balçık emiyor gövdeyi
  Devrilmiş bir ağaç yanlarıda
  Toplanıyorlar, doğuya bakıyorlar
  Masallarda bir delik olmalı

  Çok geç

  O akşam geç vakit
  Sokak serserileri yolumu bekliyor
  Adımlarım, çözülen kıravatım
  Yanımdan bir atlı kalkıyor
  Hayır kan, kan sızıyor

  İlkin bir köpekbalığı ağzı
  Kıyasıya başbaşayız
  Beraber olduğumuz günlerden biri
  Haykırıyor

  Derken biri daha
  Çene açılıp kapanıyor
  Paralayan diş bir baş kapıyor
  Son bir söz daha
  Bir yalvarış kırıntısı olmalı
  Duyanı olmayan, Allahtan başka

  Sana bu soruları uzatıyorum
  Son nefes sorusu
  Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
  Mezar sorusu
  Çil yavrusu gibi dağılıyor yakınların
  O sorular sorusu

  Korkma zor değil
  Korkma korkma zor değil
  İyi bir alışkanlık edindiyse kalbin
  Kork ama umut et zor değil

[ yukarı ]

  O ÇOCUK
 

  Bahçeden çocuk sesleri geliyor
  Hayatı dinliyorum
  İçim yoruluyor, ruh yoruluyor

  Büyük gözlü çocuk
  İnsanın içine kadar bakıyor
  Sorar gibi
  - Nerede benim babam

  Kendimi şöyle görürüm düşümde
  İki ata birden binmişim
  Biriyle kuzeye saldırıyorum
  Ötekiyle
  Alkan lalelerin
  Kıpkızıl tutuştuğu sulara

  Nerede babam
  Karşısında yapayalnızsın
  Duvar gibi dikilen
  Bu sorunun

  Okşuyorsun başını
  Şehit çocuğunun

  Bahçeden kuş sesleri geliyor
  Sabahı dinliyorum
  Bu sefer bezgin

  Bir vakit
  Darağaçları kurdum
  Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
  Silah olarak
  Bir tek soru var elimde
  Nerede babam, nerede

[ yukarı ]

  KAVGA

  Taş ve sopa
  İki köylü karşı karşıya
 

  Kavak ağaçları şahit
  Bir de ibibik kuşu

  İncir yalnız
  Badem yeşil kabuklu

  Camdaki hayalinle
  İki öfkeli boğa

  Sevdalılar kapışıyor
  Tabiatın ortasında

  Irmak göz kırpıyor akıyor
  Çoban köpeği şöyle bir bakıyor

  Yaman indi omzuna sopa
  Güçlü çarptı taş başına
 

  Hayalin akıyor kanda
  Yüzün zonkluyor yarada
  Taş ve sopa
  İki köylü karşı karşıya

[ yukarı ]

  ZARİF, ÇOBAN
 

  O güzeli bana verseler
  Tombul kuzuların aşkına
  Yaylalara atlas kilim serseler
  Tombul kuzuların aşkına

  Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
  Feryat, taşları sızlatıp inletecek
  Başa gülü sümbül örseler
  Tombul kuzuların aşkına

  Ayrı kaldım ağlar inlerim
  Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
  Bağrım yosun tuttu bir görseler
  Tombul kuzuların aşkına

  Kaval derler, dertli yoldaştır
  Bende iki, onda dokuz göz vardır
  Nice sersefil olduk bir bilseler
  Tombul kuzuların aşkına 

  Geçiyor bulut geçen ömürdür
  Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
  Zarif çoban oldu görseler
  Tombul kuzuların aşkına

[ yukarı ]

  İSTANBUL
 

   Bir tohumdan daha az değil
   Fatihin büyük güvercin kanatları

   Meleklerin sık aralıklarla
   Dokunduğu toprak.

   Güzel buyruklar
   Gürbüz havalar

   Boğaziçi bir akımdır
   Bir akan sudur
   Nice dergahlar
   Dinler gibi nabzını
   Yeni doğan çocukların

   Yamaçlarda mezarlıklar
   Sever gibi bazıları
   Açık havadan gömülmeyi

   Çocuklar topkapıda
   Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
   Rahlelerde kur'an
   Tefsir
   Arapça
   Farsça
   Dikkatle önünü iliklemede
   Padişah ve şehzade

  Açılıyor dev gibi bir kapı
  Dikiliyor dev gibi bir sütun
  Sütun başı sütun ayağı

  Dibinde dilek şikayet sahipleri
  Birer gürz gibi sağ ellerinde
  İradeleri
  Bir ellerinde arzuhalleri

  Oğullarım
  Dikkat edin
  Hak yemeyin

  Oğullarım
  Mümkündür
  Topal bir karınca
  Mihnettedir

  Oğullarım
  Mümkündür ki
  Bir baş kesilir avluda
  Akın, akan kanla

  Cihangir
  Taş yokuşlar
  Eyup
  Sıla sıla Medine

  Acı
  Bu tortu

  Karartır camları
  Yorar küpleri
  En berrak sular bile

  Ve kapanıyor saray kapısı

  Saklanıyor
  Sarı sarı altınlar
  Kokup

  Şimdi birden Eminönü kalabalığı
  Kimseyi tanıyamazsın
  Kıyafetinden
  Yüz çizgisinden

  Katil efendi
  Hırsız baş köşede
  Haksız haklı

  Şer belalı

  Örtünmüş güneş
  Çoktandır, yüzü nerde
  Ya o ay
  Kara bir zıbın biçmiş kendine

  Bir düş
  O buyruk
  Şefaat
  Gürbüz hava
  O güzelleri İstanbulun

  Dönüyor demir teker

[ yukarı ]

  S

  İşte doğa işte ben
  Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
  İnce ağızlı kelebek sancağımda
  Çekirge dikkatli
  Serçekuş
  Gagası avucumda

  Tablomuz hazır
  Aslanla kaplan yanyana durdular
  Tam yol kavşağında
  Yerlerini aldılar

  Kaslarından yayılıyor bana
  Eğilip almanın
  Bulup koparmanın değeri

  Tilki göz kırpıyor
  Mevlana'dan bir deyiş aktarıyor kartal
  Şahin yarı yoldan dönüyor
  Güvercin rahat bir nefes alıyor
  Alçalıyor
  Ve konuyor kanıma

  Tablomuz resmimiz tamam
  Kimse eksik
  Kimse fazla değil
  Bir sensin beklenen

  Bu sabah ta uzaklardan
  Duyuluyor dişiliğin
  Bir pars mısın sen!
  Defter arasında kurumuş toprak mı
  Bir ses
  Bir ne

  Kolay değil
  Dağanın ortasında
  Hayvanlarım tırtıllarımla
  Kalın gövdeli ağaçlar
  Birbirine girmiş sarmaşıklar
  Bu hürriyetler arasında
  Seni beklemek

  Mavi çocuk mavi ışık
  Nerdesin
  Yine bir bakış mı kaldı aklında
  Yolunda azeri kamalar
  Yamyam halkalar
  Ah hayır zor değil beklerim daha

  Doğa hazır
  Bir kum saati gibi akıyorsun bende
  Biliyorsun suçlu olan saçların
  Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil

  Güneş yerine aldı
  Geceden kalmış bir yarım ay da burda
  Derken
  Bir telefon meleklerin
  Odaklandığı küreden
  Anlattım ona telefonda herşeyi
  "Ya o olmasaydı"
  Ya sevmek olmasaydı"
  Düştüm oyalandığım kayalıklardan

  Tabiat sönüyor şimdi
  Kaplanlar
  Gerçek kimliğine dönüyor

  Tilki ürkek
  Aslan geyik avında

  Şimdi korkularımla
  Başbaşayım
  Kum saati
  Devrilmeyecek bir daha

[ yukarı ]

   EFENDİM
 

   I

   Boynuma bir ip at
   Kölen diye yollarda gezdir beni

   II

   Gözlerini süzüyorsun
   Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda

   Bir daha yüreğini kaparsan bana
   'Bu yaprağı parampaça yaparım'

   Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı
   Ağız ağıza sin ve cim harfleri

   Ateş kararıyor, bu içimin alevleri
   Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi

   Bir mektup hikayemiz olacak
   Baştan başa notalar bülbül ağızları

   Dik kafalı bir baş görüyorlar
   Başını eğmiş dalların yaprağında

   Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor
   Dikkatle bak, korku dolu bakışları

   O boğulurken gülücükler
   Saçılıyor

   Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
   Ak kanatları, hayat yok oluyor

   Çıkıp geliyorsun
   Kor gibisin, bir kar gibisin

   Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
   Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan

   'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan
   Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi

   O mavi gözleri görmüş olmalıyım
   Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında

   Uçuşlu saçlar bukleler
   Üstünde uyuyan eller

   Sevgim uzanıyor
   Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri

   Görüyorum kıpırdanışlarını
   Uykunda gül açan yanaklarını

[ yukarı ]

  SULTAN
 

   Seçkin
   Bir kimse değilim
   İsmimin baş harfleri acz tutuyor
   Bağışlamanı dilerim

   Sana zorsa bırak yanayım
   Kolaysa esirgeme

   Hayat bir boş rüyaymış
   Geçen ibadetler özürlü
   Eski günahlar dipdiri
   Seçkin bir kimse değilim
   İsmimin baş harflerinde kimliğim
   Bağışlanmamı dilerim

   Sana zorsa yanmaya razıyım
   Kolaysa affı esirgeme

   Hayat boş geçti
   Geri kalan korkulu
   Her adımım dolu olsa
   İşe yaramaz katında
   Biliyorum
   Bağışlanmamı diliyorum
 

[ yukarı ]

  ANILAR DEFTERİNDEN GÜL YAPRAĞI
 

   Anılar defterinden gül yaprağı
   Gibi unutuldum kurudum
   Başıma düşmüş sevda ağı
   Bir başıma tenhalarda kahroldum
   Sen kimbilir, rüzgarlı eteklerinle
   Kimbilir hangi iklimdesin, ben
   Sensiz bu sessizlikle
   Deli gibiyim sensiz
   Bu sessizlikle

   Ayrılıkla başım belada
   Gözlerini çevir gözlerime
   Yoksa sensiz bu sessizlikle
   Deliler gibiyim
   Sensiz bu sessizlikle

[ yukarı ]

   ...........................(.)

   Donuk
   Kar beyazı sanılabilir
   Üstünde kaydığımız deniz
   Su masmavi ve köpükler
   Bembeyaz kırılıp dağılıyor sahile

   Üsküdar Kabataş yolcu motorları
   Peşpeşe ne güzel
   Arılar gibi çalışıyor.

   Ben de çalışmak
   İşleyen hayatın içine dönmek
   İstiyorum.

   Donuk
   Sam yeli sanılabilir
   Nefesimiz

   Ve vapur kalkıyor

[ yukarı ]