.... ....

BABA

Yaklaşan seherle sözlüsün. Bir zamanlar
Dağ Taş ve toz toprak karlı yollar
Ve buzullar arasında çağlayan sularda
Aracıydın ekmeğine sevgili eşlerinin ve çocuklarının

Evet  barışlasın bütün zamanlar
Dar sessizliğe bu dağlar

Bir yamaç kaymasını omuzlarsın yıllarla
Biz ne gülücükler biliriz senden
Ne rahmetler açıldı senden bize 

yukarı ]

HAZİRAN

/ Kim ölüyor hayvanların
Kızışarak daraldığı zamanda
Bir pazu marazında yıkılmadı o kollar
Güç istifi kanın
Saklanmış kadınlıkların
Ve kız kaleleri
Ehli hicablarca saklı
Muhasaralanmış önlerine perdeler akmış
Atmacalar
Gezgin kuşlar
Yeni çığlıklar yepyeni
Hücum sesleri
Hangisi
Daha önde belirsiz buyruk mu ermi
Dayanamayıp çöken duvarlardan
Gerilip yırtılan kaslardan en çok çocuk
                                                davetleri

O av etleri rahleler sandukalar
Karanlıkla katılaşan nöbetci baskıncı silüetleri
Ve açın güller bir sabah daha açın
Bakın Tanrı konuğu insanlar bütün türleriyle
Şu bizim yeryüzünde
Toprakta gel! gel! nöbetleri

yukarı ]


/ DÜNYADAN GİTTİ BİR AKÇESİ BULUNMADI

BÖYLE TECRİT ÜZRE GİTTİ /

Ki ne ne zaman bulandı sularda :çoğalan
Yıkan yüzler azgın yüzler

Seni ehli kaplan bir adın kırbaç bir adın kaplan
Nam vermek için doğruldun
Alnından öpsünler için bir vuruşta yıkıldın

Suyu biz böyle geçeriz
Bizi afet sanırlar

yukarı ]

NACAR

Bir kaç beyit şiir..dedem bırakmış
Bir derviş nacarmış
Çelik bileli uçlar yontu kalemleri
Gibi dizlerinin üstünde elleri
Edebli
Hudutsuz bir noktanını içinde kalp sesleri

Dedem nacardı evet nacardı
Rahleler genç damlar açardı
Kapılarına buğday başakları
İnce ince nefesle zikir demetleriyle dam
                                        direklerine
İşlerdi ebe sağdıç kirve ahiretlik adları

Sarıklar dizili rüyalar memleket işi
Kendi içlerine bakar mahalleli
Koşarken anne eteklerinde gülerken
Bolluk ve genişlik derinlik denizine kapılanır
                                                    çocuk


Saklanmazız zulümlere

Erkekçe
Tayfası biziz tarlamızın.
At ettik emeklerimizi komşu köyün derdine
Vurgun dursun sehpalar
İdamlar kalsın

Rahmetinden baygınım hastayım bakışlarına
Et tırpanları başlamış bir uzun ara
Genç kalplerde hasret çırası
Ağıt ağıta kervansaray harabeleri
Eski su yolları
Kışlalar
İçleri buz sarkar eski kitapsaraylar
Sandıklarda  toz toprağa belenmiş dedemin
Soluk soluga rutubet içer kitapları

Bulutlardan geçerek dağ uçlarından sevgilerden
Yükselir cesetler
Şişi ve morluklar içinde kocaman ölüm delikleriyle
Bulutlardan
Geçerek dağ uçlarından
Sevgilerden

Deprem dalga kabartıyor
Dalga
Katleden elimi elimle dinlendiriyor

Bir taş yağmuru gibi geliyor
İşte şimdi geliyor

Abdulhamitten başlalayalım: çok ince derin bir
                                                        devdi

Saklanmaya ey çocuk o duvarlar dokunduğun
                                                    duvarlar

Nice bezirgan saldı saadet yolları
Benimle
Şu suyun yaylasına yüksel
İşte içindeyiz devin
Elimizde ölçüler

Şimdi darda sıkıntılı uzaklıklarda
Başlar sorular dikkatle üzerimize eğilmiş çiçekli
                                                         dallar

Ey evin neş'esi ey vin soylu gelini sor haydi

Başka bir kalbe başlıyor denizin çocukları
Kumsalda yemiş kabukları
Açıkca belli ayak izleri empozeler
Tesbih gibi gidip dönsün de deniz
Canlı sırtında olalım okyanusun

Şimdi varıyoruz
Bizim eller aydınlığı peydahlıyor oraya
Bataklık tabımız alev alıyor yüzyıların birikintisinden
O'raya
Anamız babamız
Döşenmişiz yollarına

yukarı ]

SEVEMEDİK MÜZELERİ

Saray illerine yürüdüm her hana asılmş resmim
Kapılarda biliniyorum adım ünleniyor çinilerde
Kadınlar geçiyor omuzlarında gözyaşı bezleriyle
Görünen ne !duvar yüzlerinde kemer taşlarda
İnen çıkan vinçler kayan ışıklar künkler
Toprağı bombalayan bent suları rüzgarlı yeleler
Derviş ayakların altında boy boy padişah bebeler
Güreş tutan vezirler ve bunlar körükeller
Ve incecik perçemler sanki çekme gözler
Meğer bir şehzade kılıç dönemeçlerinden geçiyor

Fenerler ki yakılıyor boşalıyor akşamı şehrin
Odalar dolusu çocuklar okşanmak için bekliyor
Son yağları bitiriyor fitiller
Yaşlı saray eşyaları yalnızlıktan eskiyor
Koşumlu iri atlar sert kaslar o eski soluklar
Nefes nefese kişnemeler yatak odalarına dalıyor
Ağır atlar örtülere
Çarpıyor çarpıyor

Saray içinde. Hayret  içinde
Kristaller. Mahzene sızmış fısıltılarda
Eski hayatlar yaşıyor hala ve kapalı
Dudak ısırmış gibi iç odalara bakan kapılar

Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hakl

Müzelerden yoruldun ama
Sen nakışlara dokun deli çehreli çocuk
Az bir yolun kalır nakkaşlara
Bir şehzade başı kesilir ve atılır
Dipdiri sürgünler verir saray gövdesi atlılara
Daluçları cönklere tenler Dicleye ve çöllere
Kutsal beyitlere bir menzil yol kılar

Sen sevgileri  gögüsle ve ne olur anla. 

yukarı ]

GÜL SUYU

Hızla yol alan dünyanın sıcağıdır başımda
Geriye kalan hayattır yoran

Aklınla yapayalnız başbaşa
Nice alevli geceler geçtin

Toprağı yaymış ev sermiş üstüne. Nerde o bayrak arayan
Kurt kancaları ancak bir odadan ötekine sarka

Kadınlar ki çocuğu gezgin gibi dolanır
Aydınlık bir mağarada kalınır akşamları

Hızla sular aktı üzerimizden
Ayaktayız ama ya bu kurşun damlaları

Küçücük bir kurt oydu can evimizi
Taş gibi ağırlaştık gözümüze indirdik tenteleri

Dedeler neneler yaşlı denizlerde
Gittiler güneşin şavkına , soyunup sahile yorgun dertleri
De hazırlanalım kahramanlık gün doğmadan kalkmakta
Bu çocuklarla yolumuz ilelebet Allahla yürekleri

Ey Zarif yine başını örtüden çıkardın
Çok bal döktün yine yaktın gemileri

yukarı ]

KORKU VE YAKARIŞ

Yüklenip geliyor gökyüzü evimizden yeryüzümüze
Dilimize onur veren kelime

Güzel ticaret ettik
Çölü  okuyabiliyoruz deveyi çözebiliyoruz

/ Delicesine yalnızlıktan yana reyi
Eller berrak ve dolu
Arındı soyu kurudu kinlerin sanki
Vuruyordu son bahtsız atılışında
Köpeklere yaslanarak bir avluda
Ve ayaklarının altında
Her kiminse doğranmış saç örğüleri /

Ve şimdi adam ey çocuk
Eline bir dudak inziva al göster onlara
Belgele sevişebildiğini aklın
Kuşların o hızlı oluş adına
Çalılardan uçurduğu baharla
Uzaktan kur düşleri ve başla binmeye
Gemiler gibi gelen günlere

Ve özenle seçilen söylenen kulaklara
Yeni yeni hecelediğin tattığın
/ İyice düşün ilk kez kim duyuyordu ayetleri /
Hatta o ısılı ve tamam edilmiş kelimeler yardımıyla

Nerdesin ne suçun  var anlarsın
Gibi dostettiğin paha gerçek paha
Bilinir ki yolluyor yiyeceklerini senin katına

Sen çil çektirilen
Verdikçe alan kelime
Susuzluktan kalma bir sarhoş ağzın
Salt ona adımların
Yalpa yok elatışında boyuna sürdüğün o
Ve hadi artık. Konuş
Nasıl buldun yolunu
Ki akıyor her gece ruhun bütün gücü
Bir fırdönüyü saklıyor eşyalar
Sen ıssız tekbaşına ve mağrur
Batıyorken yatağında

Nasıl da ateş sıcak içova nabzı
Zamanlar indirir kaldırır limanları
Sanki bir kuş ağzı bir kadın ağzı
Su başlarında sel yollarında hayatın
Kuğu kanatları beyaz soluk alışları

/ Derken rahimlere kapandın
Dirilik harflerle çalkalandı
Boşaldı  boş çanaklarına kavganın /

Kaynak yeniden yumulu parmaklarını açıyor
Biziz şimdi görünen artık salındayız aşkın
Yüz yüze koyulduğumuz sır vakti: Olgun ve hazır

Yine uyandım
Sabah
Yine büyük

İsmimle ancak
Aynı sarnıçta düş ve gerçek
Alıp veren sakınan etim
Soluduğum bakış
Can levham duvarlarım senin

Bana giysi verdin
Öyle biliyorum giyinmeyi
Beni doyurdun
Böyle biliyorum doymayı
Ve sayıyorum kimse yok
Öyle böyle bir doğa
Yalnız beni götürüyor kıyamete
Görüyorum ki farkediyor
Gülümserken korkuyorum

Elime açılıyor yüzün
Duyuyorum buzlar gibi

Sensin bana
Sanki kendimden bana
içimden tüten

Sensin doğduğum sabahları
Işıklarına uzandığım başları
Dünyaya bırakan

Sensin güden
Kanımın düşüncesini

Sen ince şavk toplam zaman saf hayat
Tek diri

Sensin yüzen geceye
Yeryüzü

Sen ayrılmadın hiç
Evimizden

Uyudum yine
Gece
Yine geniş

yukarı ]

ŞAKKUL - ARZ

Bin desi derinlikte delik bir kalp
Uzanır ağız
Siyasal bir avuç hava ister

Benimle fazla yakınlık kurdun
Çiçeğim
Köklerim ateş saplarım zehir
Yağmur sularıyla izler edinmiş tenin
Benimle çok hayal kurdun artık yaklaş
İpil ipil miyop bakışın bir kanakışı
Bu su sarnıcından başla
Sana verildi emanetim ateşim zehrim
Benimle çok put kır çiçeğim

Edisyonkritik
Bir  ses
Bin desi derinlik yer dolması ağırlık
Havagazından uzanır ağzın
Siyasal bir ton özgürlük ister

Arz gittikçe benim ve onun
Karşılıklı
Bileyli
Havada
Palalarımız
Hamlesi yaman ilkin bir defne dalı

Detant
Hadi ordan - ardından
Sam füzeleri

Hilesi hayatı olmuş gördüm ki
Anam babam kemirilmiş
Çorbama kireç ekilmiş

Hamlem zarif
Vuruşum hayat
Hilem tay
Kaçıp dönüşüm şiir

Arz gitgide benim
Muharremde temeli atılır göveyliğimin
 
yukarı ]

YÜZLERİN İNCE LİFİNDE KORKU

İlk teksif harbin kazdığı çukurlara
Adım başında ğöğsü parçalanmış gözleri hâlâ canlı bir ceset
Enerji geliyor elektrik kaynıyor sulardan
Toprak insan
Karmaşık soru bir çabuk cevap

Kimbilir nasıl çikilotalarını yarıda bırakacaklar
İki ucundan da elleri ısırmış
Bütün kan rezervleri boşalmış damarlar
Yalnız kalmış

Şimdi koşacak meydanları kim
Asırlardır söylenen bir isyan susacak nasıl
Kendini ara bul getir şiddetle kucaklaşalım
Dudağımın altına koy adını
Uluslararası çınlayalım çölden ormandan
Uçurum başlarından kumsallardan
Adımıza hazırlanmış bir mesaj olmalı
Ağzını aç ağzını kapa
Gözünü aç
Toprağa bak
Bir de insana

Hayat enerjilerinin sokağımızda koştuğu bir mahalledeyiz
Evimizden el etek çekilmiş
Durmuş insan çok akıllanmışsa eşya
Deniz bu sancıyla kabuk bağlayacak çalkalanaraktan

Halkın yaşamak marşını dinle
Kafiyeleri dünyanın o son ilerleme kitabı
Alınlarında ise saçlarına yakın bir iz
Cemaatın ayakları biçiminde
Ondört asır önce gergeflenmiş
Halılar kilimler renginde hasır mühürler

Nasıl kullanırlar yüzlerinin ince liflerini böcekler
Sanki bunlar
Toprağın başında duran insanlar
Binlerce ayıyı birarada görmüşler

Dehşet an meselesi
Tuzağa ramak kalmış
Ahret kıl payı

Şimdi yüzlerin ince lifleri kımıldıyor
İşte bir memnunluk tümseği
Sonra bunun süreği ve zaman geldi
Korkulu bir mutluluk tırmanıyor
İklimleri
 
yukarı ]

ANLAŞILMASI GÜÇ BİR İNSANLIK

Başlarlar uykuda uyanmaya karşı dağlara bakmaya
Şehir canlarına okumuş alınlarına bir kara vurmuş
Daha çocukturlar ve anlarlar havanın yumuşamadığını
Babaların bayramlarda evin arka odalarına kapanıp

İlkin camları açıp

Bir dilim ekmeğe baktığını
Daha da anlarlar
Ailecek gecelere doğru tırmandıklarını zamanı
Sanki gün geçtikçe düşünceleri kocamanlaşmaktan
Anne yine birdenbire şiş ve sağa sola yalpalayarak koşmaktadır

Nasıl başlarlar anlamaya:
Acaba kalkınca pencereye yaslanan çocuk
Hareketi içine kapılır ırmakların

Bu elini sımsıkı  tutan babandır
Hayata tümsekleri sarsmadan geçmesini tenbihler
Çocuk bu yumuşak sesin üzerine boylu boyunca uzanır
Hafifçe kısılmış sesi
Dikkatli ve kaçırmamaya çalışmaktadır

Fakat yıllar çoktan uzaklaştı
Boş tarlaların susuz ağızları göründü
Ve şehir
Yeniden arabalar insanlar
Kornalar büyük ve kalın
Su torbasının içindeki canı ürkütüyor
Baba dalgın ama geçişleri anlıyor
Ve denebilir ki
Orada çarpıntıların arasında
Açıp ellerini ışıklı sabahlara
Yemek saati ne de
Başının üzerine uçaklar asılı
Bir Afgan köyü saati

Biliyorum hakkımız yok kalplerine
Öyle uzaktık hiç ağlamamış seslerinden 

yukarı ]

SEVİNÇ ÇAĞINA DOĞRU

Mezarışerif bir Afgan şehridir el atılmaz
Bir nur çadırı oturur ve aklın
Eli yorgundur civarlarında
Rus gözü kapanır açılmaz
Silhlar geceden paslanır

Mezarışerif mezarışerif
Sesimizi bağışlarsan atlar senin olur
Genç adamların ağızları dua kovanı
Ve uzak kardeşlerin toztoprak yırtık ve sarhoş
Bir önceki günlerden mezeler artmış sofralarda durur
Elbiselerin beyaz gömleğin
Mor ayakkabıların
Biraz mahmurluğun katran ısılarından geçirilerek
bedene bağlandığını düğmelerin kuşakların
belkayışlarının bağcıkların yakaların
Hınçla çeşitli hınçlarla çekiştirildiği
Ve evet kalkılıp bakıldığı zaman
Camilerin yıkık bir merdiven gibi ayaklara takıldığı
O uzak karşelerin toztoprak yıkık ve sarhoş
Çünkü bunlar sevdiğin bir canlanmış
Beklediğin bir ilkbahar sancağı değil...

Mezarışerif bir Afgan şehridir
Düşman herşeye dokunur ona dokunamaz
Türbenin yanından geçiyoruz elimiz eğik
Bir an kırık bır bakış fazla bakılmaz gerçeğine
Durup dokunuyoruz çinilerine. Hissimiz acı

Hicret insanlarıyla bir odada oturduk
Kardeşim Rasim ağlamayalım dedi
Çünkü onlar daha kavi
İşte heyecan  dolu bir farsça
Anlamaı uçaklar bombalar farkedilmez ağaçlar kuşlar
Mücahit kaya toprak sarınmış
Şimdi Rus başını zırhlısından çıkaracak
Yürekli bir farsça tam alnından vuracak

Bir özbek biliğimizden kavrıyor
- Mezarışerif kendine kafir ynştırmaz
Bize görünmez ama orda
Rus bakar her şeyi asker görür
 
yukarı ]

ZAHMET VAKTİ

Yaşamak bir sokak lambası gibi
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor

Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
kristal fanuslarına bakadurdukları gibi bakıp durmuyorum

Ve bazı bey alıkların dediği gibi

Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum

Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir

Görmezik / gördürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık

- çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başladı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
                        dağlarda kaldı eşya geride kaldı
                                     dünya arkada bırakıldı

bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu

içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı

sevgilinin elinde dertler hoş
bilene/çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
ongündür ve kırık gündür daha
aç acına ayakta aç durmak olarak kaydedildi
sevgilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi tapınmaya
                                              bedensel güc olarak
yalvarılmadı  HİÇKİM
                     SE
                     YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevek süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde  zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi

ağıt güzel vakitlerindedir
estağfirullaaaaaallah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
dünya diz çöktüğüm yer kadardır, dizimin yanınıda bir diz
dizimin yanınıda bir diz sağdan bir iki  üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çözat
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yakut

yukarı ]

İSTEYEREK..

Karşı dağdan meleyen canım
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın.gördüm
Karşı dağdan meleyen canım

Evin görünmeyen elleri
Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri
Ard arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar
Ateş gibi üylfetleri
Dağlamış serin tasları bakraçları

Anaları bilinmez bir köşede
Bir nağra gibi. Hayatın başında
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var.sanki susar çağın ünlü marşlarını

Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar

Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını

Şimdi sırtım sağlam
Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir
                                          elimde zafer duaları
 
yukarı ]

BAŞIM EĞİK DİLİM KAPALI GÖZLER
KANÇANAĞI ANLAMINDA

Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaların üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılır görüntümüz sahnemiz
Her gün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını
                   hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemseydi demeseydi

"Allah
 Sesinizi
 Mağrıbtan Maşrıka Kadar Duyursun"
 Düşünmezdim üzerinde
 Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını
                                       hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı,akan kanı da sevdayı da
                                          yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA
                                                              BEN
Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin / kelimeler kendinden
                                                           emin değil

Yanlış anlaşılmışda olabilir
Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
- Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
 Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş
                                               çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal safaları marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşme gibi

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan  pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İtersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının

Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı
 
yukarı ]

YILDIZLAR ÜSTLERİNDE

Orda şehitler Afgan
Derler ki gel iman amağanıyla boyan

Kan sancağı
Cennet sedirlerinin basamağı

Yanlarında savaş atlarının cezbesi
Herbiri islam ocaklarının gözbebeği

Fidan gibi
Demir yapılı çocuklar şehit fideliği

Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
Bildikleri yalnız emret!emret!

Bir dalga ki
okyanus yavrusu

bir dalga
bedir'den besli

mübarek kalblerinde
fatma ve meral isimleri

bir uçlarından yaktılar mı
kağıt gibi tanklar

elbet şehitler
kırmızı ışıklar çelik ışıklar

bu renkler bu renkler
kaslar kayalar çalınmış gibi

dil uçlarında ünlü ruhlar
analar dualar dualar

Bir gül açtı şöyle bir gül çatı: besmele
baskın emri rehber'in emrinde

bu kalkış gece akınına
yatsı geliyor aralarına

menekşe soluklarıyla
önlerinde diz kırıyor gece

yıldızlar üstlerinde
bakışlar kırpışırlar dikkat içinde

+ bir omuzun delinmiş
 heryana hala dağlar düşüyor

gözkapakların gittikçe ağır
damarlarında sanki bir fil kalabalığı

yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
 alıyor gövdeni içine

başında bir mücahit dost nöbette
sanki dünya sanki kainat tehlikede

Orda şehitler Afgan
aşk adı cennet sedirlerinin basamağı

yukarı ]

ANLATILMIŞ GÜNLER

Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler
Sürüleri doyurmuş
Köylere emin bir gece  yaymış
Serin ve ılık evlerin seccadelerinde
Yatsılarıyla nehrolmuş
Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan
Huzurlu gürbüz ve  yetişkin adamlar gibi
Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında

Meşekkate
Adeta ısrarla
Yılmadan
Sabretmektedirler

Biliyoruz
Gördüğümüz resimlerini
Aylardır birlikte  yattıkları giysileri
Çok aşıyorlar

Boyları bosları
Yaşları başları
bakışları renk renk
geniş
adımları iri
solukları sıcak yelpazeler gibi

gözüm görmüş gibi onları
kardeşim gibi gelir haberleri

hele saldırdılar mı
bakılsın gerek
topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri

Ne yaman gönülleri
Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı
Yanaklarına
Değer güneş

Ve bastıkları dağ şuradaysa
Ötekinde kıskançlık nöbeti

Hiçkimseden öğrenemzdin
Daha keskin ve böyle emin
Ateş altında
Azık getiren kızkardeşinden
Buhara kelimesini

Bir ok işaretidir Buhara
Varılırken ve varılınca
Gösteren
Daha ikibin kilometre ilerisini

Ve buhara ki
Pirlerin
Asırlar önceki kader sürücülerin
İşte bu günleri anlatıp
Kollarına girip avuttukları şehir

[ yukarı ]

AFGANİSTAN ÇAĞILTISI

Bütün azalarını harbe çağır
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın

Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız                                                                                    sağdaki kalsın
Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını

Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz..

Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
- Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların kuşların tuttuğu yerler berrak
- Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
- Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan
                                                 şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
- Konuş şimdi bekliyor mu yalın ayak çocukları
                                                    ağacında buğday
Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında
Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda

Adamlarımz yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı

Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)

Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramaktan

Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınları yeniden hamarat
                                                    yeniden gebe

Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları

Anaları şaşkın çocukların
Üç beş yaştakıların
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları

Hangisi hagisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım

Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit
Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü
                                                          sarı yaprak
Millet üzgün

Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik
                                               yapmak istemiyorum
bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkaya tutunun
Ve semirin

Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR

Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamış

Hayır batının ulusları yıl bindokuz yüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil

Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses asılmış değil
Elbette bunlar diğil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım içinde değil
Hiç bir şey değil hiç biri değil

Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at

Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka

Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Celatlarla aynı kaptan yiyiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze
                                                      gebe

Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğim kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın

Arkadaş
Şimdi yalnız savaş

yukarı ]

UYARILAN ŞAİR

Bakımlı parkların görgülü ağaçları
eli yüzü düzgün kibar dalları
Sarı yaprakları günışığını sarınmış bırakmamış
Banklardan her birinde gündüzden kalma bir koku
Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında
elinde bir belgeyle geçer
Yakın denizde bir derinlik kokusu
ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
mendireğin  iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini  kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını
Bir şair olarak geç karşılarına
Bir de sevgili yavrula kalbinin minicik seslerinden
Yavaş yavaş buğulan
Hafif bir de sarhoşluk özlemiyle kendini
Parktan anladığın dostluğa ver

Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bir
Başının üstüne uykular çağıran adam

Kendi yamanevinden habersiz dam özleyen adam
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan
Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duyduklarına  gerçek
                                               Yerlerinden değil
Şimdi geç bunları geç parkları geç
Hepimizin yırtılır gibi olan ağzına bak

Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...

yukarı ]

ANA OĞUL

Dinç bakan bir çocuk
Ana baba acınma yatak yorgan toprak
Ve ezgilerden elini çekmiş
Şimdi gördüğün resim net
İşte siyah karanlık cife
Ve işte ciğerlerinin üstünden kalksın diye
Parmaklarını kaburgalarına takmış
Bir savaşçı nefes

Dağ ona söyledi arzum şudur
- Gömleğimde uyu
Yanağını tenime koy

Bir savaşçı uyuyor
Biri baskın
Biri şehitlik işinde

Toprak söyledi: Doldum
Tenimde dur! FAKAT
                   +
Ana bir yangın yeri
Dehşet içinde saçı dağınık
Oysa sevin
Acın kutlu
Kocan oğulların şehit
İşte getiriyorlar onu da

anladın
yaşamakta olan son oğlun

İsli dağların yamacında
Beşon evlik bir köyün kıraç tarlasında
Toprağı bellerken durup
Ağırlaşmış yüzünü
Bakışını
Çok uzaklardaki  atlılara çevirdi ana

Geceleriyse
Toprak damın çölünde
Bir aşağı bir yukarı
Dolanırken
Başını değer gibi alçalıp
Teselli gibi geçer bulutlar

Der ayrılığın adı yaman
Oldu kapı komşu malım
Dost bağım

Dizimdeki dermansızlık
Bu yaşın alameti değil

Baka baka kardeşim oldu yıldızlar
Ellerim ışıklı saçlarına değdi yıldızlar

yukarı ]

SAVAŞTIĞIMIZ GÜNLER KENDİMİZLE

Başın çok yükseklerde eğil selvi boylu
Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim

Nasıl liman çocukları zalim
Nağra atarlar gecenin koynuna

Daha başkaları da var
Tabiatlarını mayalarını açıklayan

Ya sen selvi boylum nesisin
Ya ben neyiyim körlüğün

Eğil hakkımızla
Birlikte bağralım içine esirliğin

Ben hırsız olayım kendi malıma ha!
Ben yakalanayım eşkiyama

Gardiyanların değişti başka no'oooldu
Haydi soyun bir kez daha kırbaçlan kendi dallarına

Dağ özlemin sarı bir kanarya oldu
Ötüşsüz uçtu uçamadı kondu konamadı

Akıl ve hikmet emzirirdi mağara
Yarasa doldu. Yüz çarpılır göz kayar

Güneşin tozu yağmuru ateşleri taşları
Gelse gelse elimin vurşma özlemini alsa

Selvi boylu eğil ikiye katlan
Bak şairin yarım şiirin köle kaldı

yukarı ]

SAVAŞ HENÜZ BURADA ŞURAMDA

Nerdeyse gece olacak hesap başlayacak
Dertler sancak açacak uykuları basacak

Yine ağır kaldın ve dersen ki adelet olsun
Çıplan bütün katiller boynuna kalsın

Kara kemerleri altında genç kızlar
         alınmış neleri varsa ellerinde
Ölüm bir kurtuluş çizgisi
         bir sarınmak zihinlerinde

Gökkuşağı altında genç erkekler sanki geç
                                    girmişler hedefe
Akılları bıçak çekiyor
Bir duruyor kanlanmış ağlamış gözü
Diğerinin kalbi üzerinde

Savaşın filizlenen kamaları yavaş savaşça
                                             ellerinde
Savaşan diller kesik kesik konuşuyor ağızlarında

Varıp mola verdikleri bir gerçeklik
Mangal gibi dolu ve ortada
Ceviz ağacı gibi geniş yelpazeli
Gövdesi oyum oyum

Dibinde hastalandıran ağır bir gölge
Az ötede güneşin
Gözalan ışığında
Yılların saçlı zifiri kara
Pırıl pırıl asırlık yılanı

Artık zamandır yanından geçip varacakları
                                            menbaına
O çoktan kabaran insan öfkesinin

Bu kadar yorgun olmamıştılar kapında Tanrım
Lime lime ve üstüste cesetleri

                            +

Gündüz tanklar geliyor
kızıl
teleskoplarında kısık hayvan gözleri
ellerinde mermiler
hedef toprak dam basit evler

                            +

Bak şairin yarım kalmasın

isyan etmedi
kabul etmedi
biliyordu yürüyen tam kaldı ölürkün de diri

Eğil selvi boylu kulağına
Bir akıl bir sır vereyim:
Parmak masanın üstündeyken de kırılır
Gafletle ölürsün yazık değil mi

Lütfen yarın sabah
Parmaklar
Tetiğe
Avcılar olalım insanlık ağlamasın

Yer bizi dinlermiş
Kıpır kıpır taze

Duydum ki denmiş ortaya çık
Adını açık söyle

İşte adım
Ünüm gizli kalsın
İşte kılıcım
Ünü siyahlarca beyazlarca ünlensin

Defterini dür meşreplerin
Dursun söylevi kesilsin söylevi mumya ağızların
Başlasın marşın
Açılsın kapansın göyneklerin
Döşün zarefet ini
Geceleyin gündüzleyin

Artık yataklar rahat değil
Yünler yongalı pamuklar katran
Sarındıklarımız
Biri toprak olsun diğeri de gök olsun

yukarı ]

BAZI ÖZLEMLER

Dağlara vardık
Herbirimizin elinde gözleri ışık saçan birer deve
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Dervişlerin

Modern salonlar koltuk takımları büfeler
Baş köşede sadece bakılan bir şamdan gümüş bir sürmedenlik
Düşündük ayaklara düşmüş kıymetlerini iade ettik
Sandık
Anne çehizlerinin

Sevgililer kapadı toprağını
Çocuklar ne kadar hırçın
Alışverişten dönüyorlar geceleri
Babalar gözlerini dikmiş sanki kutsuyorlar şişeleri

Hepsi bir tek haftada değişebilir:
Dağa gerçek bir gezi
Ellerde yekpare bir deve sakin tabii renkte gözleri
Dervişlik kılık kıyafetten ayrılalı beri
Kim bilirse ki alıp verilen soluklar yalnız değil
Herşey bir tek haftada

Başla deyince başlayabilir
Evler eşyaları atıp insanları çağırabilir
Bir bakarsın ki kadınlar gizlice hafifçe sürmeli gözleri

Sevgililer yayar topraklarını
Delikanlılarda
Boyunlara kadar kızartan damarların
Açılır ilmikleri

Bir vakit diye anlatılır o zaman
Dağ ve şehir diye bölünmüştü insan
O dar buran gavur giysiler
İçlerinde kopralar göğüsleri sıkılıp duran
Ayaklar cepler kafanın içi, elin edip tuttuğu bir mezbele
Bir tek kalp temizce  ve sinmiş
Taşırdı kamburu taşırdı kamburu

Bir vakit gelse de acıyla / Hatırlansa zorbela /
                                                         Anlatılsa 

yukarı ]

HAMA: SIMSICAK

Hac yolunda bir merhale
Kalbin ve cesedin azık yeri

Tekkeler zaviyeler medreseler ve ulema
Yemiş yüklü ağaçların kolları kökleri

Saf ve seven bir göz gibi bakan şehir
Şimdi tüller arkasına geçmiş gibi

Büllbül yolar dudağını
Bakınca kara aklın batağına

Yetmişbin şehit
Sayısınca billur kase

Öyle bir sarsan ses
Gür gümrah dalmış Hak'la yarenliğe

İçinden akan nehir
İki yakayı çatan nehir

Ak durmadan ak
Yetmişbin kola ayrıl beş kıt'a ak

Sarıklar kan oldu
Ak sakal kan oldu

Demek bitmedi kerbela
Hama kerbelası dehrin

Nasıl kuru dudakları devlet olduysa Hüseynin
Şehit ağzını değdir üstüne ölü kalbimin

Bülbüller anıp susar sesini
Nice tevhit çekti dillerin

..ve üstüm başım perişan benim
Elim hayret kısa kamalarım kayıp

De şehit nefesini değdir üstüne ciğerimin

yukarı ]

DARALAN VAKİTLER

Yanakları saçları gözleri yanmış
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları
Yahudi doğramış analarını
Binlerce çocuk topların betonların altında

Beyrutun gözyaşları şimdi
Kudüsün yanıbaşında
Müslümanlarsa uzakta
Sanki başka
Gelinmez bir dünyada

Acın bir vadi
Zehirli çiçekler bir ova gibi karşımda

Gözüm baksın sadece
Ayrıntıları
Kıvrılıp kırılmış bilekleri
Kemikten yakılmış etleri
Kuma serilmiş cesetleri

Büyük ajansların yaydığı resimleri
Bir seyirci gibi görsün dursun
Bir kadın gibi ağlasın..

Beyrut yengeç kıskacında
Çoğu müslüman kafir yanında
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin

Sen filistin hokkaları doldur kanla
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar bir şamar olsun

Filistin sen işine bak kar toprağını
Yoğur gazabını yaradanın..

Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde
Çam ormanlarının salınışında
Kuşların cıvıldayışında
Otların serin tenlerinde
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini
Bir ateş bulutu var en bildik yerde
En emin yerde

Ve bak asıl ölen yaylalar villalar tok karınlar
Hissiz dudaklar gayretsiz kalpler
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar

Farzet körsün olabilir
Elele tut
Taş al ve at
Kafiri bulur

Hani ceylanların
Hani cihat marşın

Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın
En arka safta bile kalmadın
Cengi attın dünyaya daldın
Tezeğe konan sinekler gibi

Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının

Dua et
O gün henüz mahşer olmasın

yukarı ]

? SORU İŞARETLERİNDEN BİRİ

Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
Gömleğin üstüne kadar çıkmış kalpteki kara leke

Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp gözüne olmuş perde

Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar  ya da sefalet secden olacak yerde

O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç  evde kimbilir veliler dilinde

Oturup konuşalım şunu .Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse

Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele

Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere

Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin'lokmam ellerinde'

Filistin bir sınav kağıdı
Her mü'min kulun önünde

De gerçeği yaz :Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

yukarı ]

BEYAZ CAMLAR

Beni bu sabah iri anla
Taşıp

Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir  suyum ben
Kocaman sev

Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın

Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin

Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli

Bazan var'ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizimi onlarını ayırırken tuttuğun yarğı

Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar

Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı

Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka

Tırnak  kadar büyüklüğü o kadar ince
Proglanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
         için yontulup
Traşlandı

Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini

Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan

Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile

Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz'inin

Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
camlar daha da kıvrak
Kalb hor..

yukarı ]

ARALIK GÜNLERİ İÇİN BİR AŞK DENEMESİ

Aşk bu
Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
Ateşin saydam gövdesini kırarak
Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga

Delip geçecek dalıp yeryüzünü
Bak istersen avuçlarıma
Küçük parmağın hizasında o derin havzada
Göğüs ğöğüse iken ikimize
İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i
Sesin
sırrım
Gözüm palaspandıras çehremde

Aşk bu
Çölün sarı sofrasında atlılar
Hepsinde
Gererken parçalanan elimde
Çelik yay parçaları
Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
Yiyip içmezik acıkmazık

: Başkanları
Uyutmasın vahalar diye
Koynuna doldurmuş yılanları:

/ Çocuk
Bir tane. Dayamış yanağını cama
Karşı evin balkonuna bakıyor
Orada bir çocuk
Tutunmuş demirlere../

İki kadeh arasında ufak kara nehrim
Beni senden bölen. Suyu yakut de ki kafur
Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu
                                                          bir demde
Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre

Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca. Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime

Öfkemi iyi belesin öfken

Aşk duraksar ve yara alır
Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya

İlkin küçük bir göl kan dolu ağzı
/ hava nasıl da yeşil /
Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
Nilüferler istekler koca bir dev

Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
Kolaforniadaki silah fabrikalarını

/ Doların eğemenliği halkın refahı:
Depolar boşalmalı /

Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
Kurşun kanatları gergin
Fosforlu mermiler yine taze
Yıldırımlanmış boğalar
Havanın katı gövdesini kırarak
Yararak hayat dolu sevdanın karnını
Pilot ağzı zehirli bir dil
Kenetlenmiş çeneler arsından
Gözler ovaya başını çıkaran insanları

Haydi aşk aşk
De ki dağları delerim senin için
Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
Ve haydi hoşçakal

Kilimin üstünde
Bir ampul
Bir kırbaç bir ayakkabı

Aşkım adına konuşuyorum
İşte insanlar kötülükler
Öpüşen iki parça yapışkan

Ayaklar
Tarlalarını bulmuşlar debelenmişler
Ayaklar Boynunda
Boğazlanmaya gönüllü yatanların

Kaloforniada bir çiftlik
Gök mavi ve sakin
Çocuklar gürbüz ve zengin

Ne istedin
Işık içinde akan ses neydin
Bir kadıncık bir soru dolabı
Bir cevap sağnağı
Bileklere Kan basıncı
Dayanır bak böyle
Kurşunlardan diri kalkmaya dil bağı

Bir mide bulantısı beynimde demiştin
İçte kılcal damarlardan sızan kan
Kafa tasının içindeki haşatlık. Boş ver
Haydi gel takatım var sevdana
Cürmüm kadar

Dikkat
Bu şiir bir umut yelkeni şişirecek:
Çöl sofrasında atlılar bilinçler
Bastıkça nağrayı
Diz kırar kan bezirganı ve gürbüz zengin çocukları

yukarı ]

KIRK YAŞLARINDAKİ BİR ADAMIN KONUSU

Karşılaşabildikse
Ağzını kullan ve lütfen sor:
- Nasılsın
Cevap veriyorum
- Bulanık

Yıllar
Gerçekler
Birini söyle

Kimden sorsak sevginin saklambaçlarını
Bir böcek bakışı yassı
Göğsümüzün gergefinde

Yıllar yirmi yıl açmış arayı

Mantığı öldüreceksin
Bir sabah
Bir ferman kaleme alarak:
tarihi yıkmalıydık
ırkları ve suçları yakmalıydık
Kalbi alışverişten almalıydık
kırk yaşlarındaki bir adamın konusuna bakmalıydık

Anlatsana bir serçe daha:
Önce bir mektup:satırların arasına yatmışssın bir
                                                         bomba gibi
Dehşet bir ses tonu çıkarıyor aklım
serçem bu
Avuçlarımda tanelerini arıyor merteliğin

Bir sesle bir sevinç
Biricik bu diye bağırıyorum biricik
Tellerin içinden toparlayan yakamı

Ekim onüç bir yanılma bir salı
saat onotuz: ses
                   yorgun
                   ciddi
beklemeden kulenin altından işleyen oyukları
kirişleri baltalamakta kirişleri

"devam etmeyecek" .. çıt
Sükut kocaman

Postacı sen kaç katlısın
elinde bir balina kanadı
İliklerime dokunuyorsun

Postacı sen kaldırımı geçme
Ne kadar beklersen o kadar şişecek kemiklerim
Şapkanı çıkar at
Alnında bir şelale
Bir hitit mezarı girintisi
İşte ilk kendini öldürme çiçeği miligram otuzbeş toplam
Yetmiş - yüzbeş.. tamam.. çıt

Aşksa posta aradan çekilebir
"bir olur alalım"
Devlet dairelirinden bir cümle
Postacı bekle önüme geçme
Akıllı kalalım

İlki senden ardından kelimeler
Ve bir serçe
Kaldırıp başlarımızı
Bir hazan yaprağı uçuşuna

Yeniden başlayabilir
Bir çokları komşular vatandaşlar ırkdaşlar falan
Gong seseleri çanlar teneke gıcırtıları yırtılan çelikler

Bir kartal gagası. Daha

Bir mızrak boyu daha
Postacı çekil
Bu eller birleşti bir kere
Tellerde kulaklar durma gel

Seni kocaman ağzın için tutuyorum
Doğruyu ezberler yineler
Elmacık kemiklerinde kızarmış bir volkancık çağı
İçimde bir çalkantı alıyorum
Ondört ekim bir yanılma daha  bir salı
Saat sabah:
ses

cıvıltı
Al sana bir acı
kenarları yırtık  ve çok ağrıtması
Sayfa üç
sayfa başlıyor daha ilk kahvaltısında mütarekenin
Çiçek serçeyi ağırlıyordu yapraklarında

Arkamdan
O bir erkekle
Kartallara uzandı
Dedirtebilir misin

Bir genç döşüme bir ad işledi
Mor kırmızı ve pembe küçük
Çiçek motifleriyle
Bazı fotoğrafları karartıyor içim
Işıklar bir adele parlatıyor kuzgun

Bir kaç yılda değil

Bir kaç gün içinde
Binbir çarpıp çekilişin

Şimdi evet şimdiyse hayır
Sus
Çıt
Heyhat

Aralık başları
Kaloriferler kükürt çağı
Dünya iki can kuşu

Soru: Ne kadar
- Vapurlar kadar cevabı

Fokur fokur kaynıyor damarda
Koyu bir nalan
Akşamları bir doyurucu bir çorba aynı sahanda aynı
                                                    dudak mühürleri
simsiyah ağır uzun üzerine
Dalga dalga hür
Akan saçlar kuş cenneti söğüt bahçesi

Ve nihayet şu köşe düşü
Yuvarlak üzerinde ağır örtüler
Kırmızı elmacıklar açık deniz fenerleri
Porselen ince zarif
Hayır bu yemek saati değil
Bir kuşlar kafilesi akıyor buluşma saatleri 

yukarı ]

ASLA RÜCU

Ağlıyorsun ha insan oğlu
Daha ısınmadı silah

Namluları sabahlıyor bir gece istekden bir şey
                                                       avlıyorsun

Gözün yorumu çabuk alımı hızlı
Kulak tadlarla dinliyor gaflet ağızları

Namluları aralanıyor bir sabah rüyandan bir şey
                                                         salıyorsun

Yitti yolun hakkı
Her kadın çıplak kürkler cam her biri beylik
                                                   istasyonu

Namluları isyan bir ecel ateşe kayıyorsun

Gıybetleniyor düşünmek dostluk
Soru var içi çelişkisiz ucu dosdoğru adaletli

Namluları kırabilirsen bir ezan arın

Gülüyorsun
Gününü tamam
Namluları kırabililirsen bir ezan arın

Vaktaki bir dem gönlüm
O'nun için mahzun:

Namlular çöker bir takvim. İstek izinli mübarek

Göz yerde sanki kent ıssız
Kulak uzlet

Namlu düşer ol vakit rüyalar gelir kalbe

Kazandın
Her kadın yok. Hepsi komşu sırdaş bazıları

Namlu sarsak. Elin şerbet kasesi

Yeryüzü yıldızlarıyla sema bakış dolu derin
Hikmet buluş her dem yeni

Namlu haslar beyninde sevgi ağzı
 
yukarı ]

HAMA 1982

O sabah ezan sesi gelmedi camimizden
Korktum bütün inslar,bütün insanlık adına

yukarı ]

KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ

İlim diye bağlansa boynun
Secdeye gecikir alnın

Konuşsan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür

Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde

Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin

Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım

Bir zaman böyle geçti
Geldin sona , tıkandı nefes borun

Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın

Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden ,dersin Allah daim

Elin şakaklarında yangın
öyle fikret çatlasın başın

Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun

Toprak yer seni ,etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili

Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet

Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna

Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda

İster misin makakam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh

Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara
 
yukarı ]

BAŞAKLARDA

Gece yanımızda bağrımızda
Bir tomurcuk ıslığı hayat şakrak. Söyle
Bu geç vakit kim tırmalayan kapısını
Gece yanımızda bağrımızda

Kolumda bir ışık gibisin
Yürüyoruz şehre atlılar gibi

Çiçek açan şehre bakıyoruz
Aşk ki bizim berrak gökdelenimizdir
Sargıları açıldı bileklerim zinde
Gözlerim tek tek geçiyor iklimleri
Şanlar içinde

Yabancılar yağıyor sabahları
Netlikle bulduğum sen misin
İçimde akar
O yeraltı suları  sen misin

Bu araçlar biraz
Yana kaymalı

Gerçek esvaplar sahi delikanlılar
Mimikler dalışlar birden kavrayışlar
Dokunulmaz ısılarıyla gövden deniz ve martılar

Bir için
Akıyor iki yanında söğütdallarının kavisleriyle
Sevinçlerin
Bir silindir geçiyor üstümüzden
Esneklikle yumşa dayan ağırlıklara

Bakalit unufak oldu
Öfke kırıldı
Serçe öldü

Yalvarıyorum biraz daha
O zift ve zülüf çağında

Gerildi ev
Yorgunluklar ve neş'e

Duvarlar mukavves
Çatı bir eğri kaburga kemiği daha yükleniyor
İşte iki mavi bilye

Elimde aşkın ülkesine yol kağıdım
Bin asırlık başım
Kuzgun saçlarım

Benim için
Aynı yalvarışlarla uzanıyor musun hala
Senin He'n benim Hey'im 

yukarı ]

KİMBİLİR SEN

Sis çöküyor
        ırmak kör bir akış mı şimdi vadide
Ya silahım
Kanlı bir kurt başı koynumda
         yonga dolu yatağım
Silahım
Kimbilir sen soyunurken sıcak fısıltılar geceye

Sisler çöküyor
        mescid ve minare say fabrika bacaları
Ya gömleğim
Üç zaman hızımın rüzgarıya dolu
Gömleğim
Kimbilir sen delinip al kanımı emersin tenine

Gökten bir taş düşüyor
       hallacı gibi yüreğimin
Ya bileğim
Sızım sızım sızılarla arar serin çelikler
Bileğim
Kimbilir sen
         bir ceset gibi iradesizdin dostun elinde

Gökten bir ah geçiyor
       mescid ve minare

Yar erliğim
Bir zaman
        umut ve korkuyla genç yıllarımın çenelerinde
Erliğim
Kimbilir sen
         nasıl keşfettin buğularla neyi
         kadın diye

Sabır sabır içinde sürtünen ateş çıkaran bulut
        kar rüzgarı tipi