ÇOĞALMAK
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı
Atlara biniyorduk
Benim çok çocuğum oldu
Kadınım sen onların yüzlerini
Çalılardan kolla
Bütün çıplaksın - omuzların
Birbirine içiçe iki saat rakkası
Gelecekte kumandalı - dönüyor
Güneşi alıyor - alıyor gövden
Karanlık eşyada bulup
Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak
Çocuklarımızlaysa - seçerek beni
İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle
Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine
İçine alışın doyuruşun
O erkek giysilerine giydirişin
Doğanın çizdiğini
Çizip kanattığını hiç görmedim seni
Çalı eğildi yumuşadı batan taş
Kabuklar düz bir sıyrılma oldu
İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen"
kalabilirlikle
Güzel kılınan sen
Beni de kutsal sıvamaktasın
Güzelleşiyorum çocuklarımızla
Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği
Çoktan yaşadık öylemi kadınım
Koşarak hatırlıyorum alnımın terini
Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında
Sunarak göğe
Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini
Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda
İçimize söyleyen sese akıyorduk
İlkin korkuyorduk
Taşın kovuğunda oturuyorken
Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal
Gökte o acaip bakılamayan parıltı
Buyruk alıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğimiz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Oku'maya başladık
Ben çocuklarım ve kadınım
Bilerek erkekliği yeryüzünde
Onun koşturmasıyla koşarak
Bilerek kadınlığı yeryüzünde
Onun koşturmasıyla kapanarak
Erçocuklar sezinleyerek
giderek tanıyarak erkekliği
Onun koşturmasıyla atılarak
Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı
Onun koşturmasıyla açılarak
Hızla istekle alarak
Ben ve kadınım
Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik
Somuttur benim başım
Rüzgar yüzümde engellenir
Su akar saçımdan
Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır
Kadınımla hayvana benziyorduk
Saçaklı üç kollu üç ayaklı
Eti eti alıyordu
| bir hayvanı |
( |
Boğuyorduk
Yoruyorduk
Ağırlıyorduk |
) |
aramızda |
Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor
Değiştirmeden bırakıyordu
Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp baktırarak başımızı
Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak
Atları belirginliğe kamçılıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara
Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle
Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle
Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da
Tanıkol
yer sahibi gök sahibi
aktığımıza
İçimize koyduğun sesle
yukarı
ŞEKİLLER
Karnlık basmadan ovalarıma
Kainatın duru illetsiz aydınlıkları
Katılaşırken çocuk ruhlarında
Karanlık basmadan kararmadan taşıtlar
et kemik taşıtı tam da
mayalanmış yüreğimin hamuru
ve ne yakıp kavuran
yaklaştırmayan kalıplara
hiçbir daraban olmadan
ziynetli topraklara da
yanardağ akıntısı yer cazibesine mermut akan lav
katiyeti heybetiyle
akıp
dağ'la terbiyeli bir insan eli olan elinle şekillenmeye hazırken
NEREDE BULABİLİRSEM SENİ
Yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
Karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
Elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin
Kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
Birinin heybeti ve lezzetinden
Damağımız çatlamakta
ya ani karanlık
'inanana rahmet
inaçsıza esef' olan
(Hiçistanda
Bir rüzgar belirmiş
Kulağımıza gelir -
Bir ey muhalif rüzgar ki oyropeiş örneği
Hafifçe terli bedenin krondeli
Göz dikmiş duyduk ki
Meni yataklarına bile)
/Japonya büyür büyür bir gün
Toprağını denize yayarak
Peygamber sözüne ordan hizmet olur/
Kucak açanlar kadar geniş istekli
Göçüp gelenler kadar hafif
az'la doyan yük olmadan
Ve başlar
Kimin yüreği daha yüce yarışı
Musa kardeşim ağlamaktan mı
Okumaktan mı az uyumaktan mı
Kan gölü gözlerin
Her an karanlığını giyinecek gibisin
Ne kadar uzun sürüyor
Ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin
Karnın ne kadar küçük ve içerde
İnce belin -
Fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
Biliyorum ancak sen
Bu kadar yetindikçe ve ekmeği
Böyle mübarek tuttukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
Sen olabilirsin çaresi
Su içinde
Susuzluk hissinden len kimselerin
Musa kardeşim haya'dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
Hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
Bir nebzesini tutsa yüreğindeki tartarkenli dikkatin
İkiye yarılır bir su aygırı
Ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
Baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
Ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
Ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
Çocuklar
Kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
Olmadık anda bırakılırlar
Sonra
Nice sonra
Hatta bazen karanlıklarına uzanırken kadar sonra
Üzerinde gözyaşı izleri
Senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
Mahzun yayılır
Ancak görünür güzel dişleri
Ve 'kuşlar da kaderle uçar'
yukarı
AŞKA DAİR
Öyle sofralar gördüm ki
İnsan kasları vardı tabaklarda
O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Herşeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek
Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Avdurgunluğu gibi gösterip saklıyarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu
Herşeye benzeyebilirken o
Hiçbirşey benzemezken ona
o ünlü borazan
Başlarsa saçlarımızın diplerinden
Üfürmeye. - Yırtıcı bir hayvan
Kimliği yapışır yakamıza
Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan
Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi
yukarı
DOĞA - YILAN - KADIN - ANA
Doğa seyiriyor gördüm döşüm
Okşanıyor gibi duyarak
Bir yılan ve arkasında halkı
Doğruldu kayadan gerilenerek
Bir bütünlükle kayayı toprağı
Kuşların çevirdiği havayı
Kapsanarak bir bütünlükle
Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu
Yere yapışmış ve doğudan
Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli
Güneş bakıyordu kayalardan
Kumları sıyırarak denize
Bir yılan doğruldu uzun
Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge
"Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım"
Ses ver komşu kızı
Çiçeklere su ver
Dudağında açan gülleri göster
Başörtülerin ne hoş ne güzel
Kınalı ellerinle
Şu akrebe bir yelken bir dümen ver
Hey komşu kadın
Dost kadın
Zeynep miydi senin adın
Ormanda ağaçlara
Tırmanırsa
Binlerce çocuk
Bahçede
Bir tek erik ağacına
Yoksa tırmanacak bir çocuk
Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık
Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş
Tende çalışır
Teni burar burar ve güneş
Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere
Ana
Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş
Kurar gibi gidip gelen el
Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden
Sacın alevini alan incelik
İçinde tereyağı eriyen bazlamayı
Ana
Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir
Yoksa çocuk
Elde kalmaz dağılır
Yuvadan kopmak isteyecektir
yukarı
YAR
Toprağın yutkunmasıdır
Benden yere
Özümün yeryüzüne
Kaçmasıdır sevmem
Doğa sevmeni bekler
İster ki göveresin
Yari görünce çökesin
Kavi eğilsin boynun
Eğilirken diklenmeyi bilmelisin
Sen ine taşır yücelere
Ya gökyüzünde gördüğün çehre
Bulutların bir oyunu
Hilesi mi yıldızların
Hep severek
Ve yücelerek de
Ben'im bir yalnızlık haberiyle
İklimsizliğe doğru
Uçarak
Ufalmaktadır
yukarı
SEVGİLİ DOSTUM
Döngel yutar gölgeleri - içi piliç taşlığı
çoban çocukların bile aldırmadığı
hatta koyunların koyun yavrularını bile
kaale almadığı
küçük turist sürüleri geçerken
Tarihsel bir seyirmeyle
Ali kayası gerilenir heybetlenir
Kendi
Uzak kendi kemiklerinden
En uzak kendi kemiklerinden
İlgisizlikle boyun boyuna yaşanırken
Tanıması birdenini
Kendi birdenini kalabalığın
En dayanıklı topraklarda o yıllarda
Ne tarihler kırıldı ve olurdu ki
Devasa karınlı mağaralar bile
Yılardı
Kendi birdeniyle bir genç insan çocuğu
Ana - baba kemiğinden evaralarına
hatta caddelere bile aralanarak
Bir kırbaçucu atılımayla
Şamlayıp
Binlerce ince çelik pürçüklü patlamalarla
İşte elleri işte duyguları
Görünce çıplak etini
Kavuşmayan giysileri arasından bir meczubun
Kendi birdeni ve bir insan çocuğu
İçaçıcı ışıklar harlı yaldızlar tutuyor başının üzerinde
bizim evin önünden de geçti
bizimle de gözgöze baktı
Sevgili dostum insan kalabalığımız
Diye sözetti bizlerden
O yüzden
Mümkün olduğunca doğurur
bizde kadınlar
yukarı
PARK'TA
Müzik silaha yaklaşarak savaşmadan
Geriyordu sinirli gövdede.
hiç ırgalanmadı nehir ve karşı yamacın çiçekleri
Geriyor ve arada bir
Çekip bırakıyor ortasından.
açan ağacı
hızı üreten ve yola yayan aracı
balkonda boyatan çocuğu
aşamadan
hızlandı aşamadan.Aşırı müzikle
kısalan kollar ve şişiyor parmakların
ve uzasın mı saçların daha
her gün yürüdüğün parkta arkanda
ağlayan birşey duydun dönüp bakmadan
yürümek.Yanlarından geçerek nehrin kıyısında
sarma sigarayı dolaştırarak içenleri
fakat birden ve ancak
evde yokladın kendi öz gözlerini
sen par prensip ağlamazsın
bir şarklı olarak çok gerekince
ancak bir hece kadar
yüreğin kan ağlar
Bir de
kadın gördün
karnını kırmızı mor turuncu
ve dik duramıyan gevşek sarı bir renkle
çocuğa doldurmaya uğraşıyorlardı
boğuluyorum dedi çocuk nemli çimende
kaçıyordu ıslk bir aletle burularak
ama sesini duydular
bırakmadılar ama derinden dalgalandılar
boğuluyorum dedi kadının çocuk yuvası ve bele döndü
ama sesini duydular.Hepsini
bıraktılar ve derinden dalgalandılar
renkli ışıklara sönüp yanarak üreyen
yeni müzikle
yoluna bulan başın ve sallansın gövden
şimdiden daha
bir kadın da gördün
karnını.bir kaç kişiydiler
içerik beklemeden.
ışığa lambalarla ve müziğe vuruyorlardı
elleri bir böceği ikiye bölüp
bir tavşan da bölüyorlardı avlanarak böyle
parkta kuşku uyandıran bir gövde buldun
yanında
işlemeye alışmışken
tıkanmış
bir damar yatıyordu
o böceği
o tavşanı yanyana değerek
göz kırpmadan küçümsemeden
aldın.
yukarı
ONUN İÇİN
Dün kalabalıkta
.Sevmekten yorulmaktayım.
Yalpalyan bir sarhoş var
Şimşek vuruyor onu bir çırpıda
Seçip vuruyor
Fırtına çevreği de buluyor emiyor
Yılışık nemli bir şehvetle arzulanıyor
Bahar ayartıyor onu
Köprüde insanlardan yükselen buhar
Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık
Sevmek yapışkan insan teri
İnsan kılı memesi kokarak
Kollarını eklemlerini yalıyor seni
ve şimdi aşkın evinde
iki yabancı insan
misina tutmaktan tuzlu sudan
birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor
İstanbulda Suadiye mezarlığında
Yorgun uzman bir kalp
Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz
Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim
Bir bohça aralanır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek
Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını
Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de
Bilki şöminenin içinden
Yanmış kül olmuş yine de
Seni gözlemekteyim
Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim
Bir kadın kendiyle oynuyor
Kendine ve çocuklarına parçalanarak
Soğuk sıcak yanıp donarak
Dar koridorda yay gibi vınlar
Ve duşa varamadan
Ufak kırmızı lambadan erikler yağar
Bir göz bir çağırma bir dur akar
Geri dön azarlandın
Koltuğa otur şöminenin içine bak
Şimdi hızlan ve hızlandır
yukarı
KARTAL ÖLÜSÜ
Tabutunuz
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim
Kan akıtılmadan
kesildi damarlarınızın sıcaklığı
Söyleyin kim yokladı
Bir ateş salmayla içinizi
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Kalabalıklardan eli mızraklılardan
Otomobillerden nufus patlamasından
Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından
Kaçıp
Bir kırevi çitinin arkasında papatyaların içinde
Önünüze çıkıveren teneşir tahtasında
Nasıl yalnız ve manasız ağlamakta
Şimdi doya doya seyredin gövdenizi
Bir beyin mimarı bir yaşlı kadın
Kapının aralığını dolduran çocuklar
Giysilerinde başdöndüren bir sersemlikle
Eve dolan komşular ve damın üstünde gökten
Bir kartal ölüsü düştü
Daha girmeyin oraya - melekler hazır değil
Nasıl da alıştınız ölümünüze
Yaşamın daha en tatlı sevişmelerinde
Elleriniz en ılık anlarda beden tutmalarında
Gidiyorsunuz ya gülüşüyor çocuklar
Herbiri o kadar güzel ki artık
Salıncak çelik çomak ve rüyalar yok artık
Harp oyunları bile unutuldu dönemeçlerde
Ölüm gelemiyor tıkalı kapılar
Nasıl ki elinden
kurtularak kaçmak isteyişler
Seni nasıl sürüyordu içine çürüyen uygarlıkların
Oyuklarında
Kötü bilmece kutuları tarifler
Yozlaşan hünerler
Şimdi vuruyor eşyalaşan göğsümüze
Kabuğu yosun bağlayan döşümüze
İçerden o
Isın odanın köşelerini dolanarak
Yatarak değil dolanarak
Yatarak değil rolanarak
Bin uykusuz gece bitirdin
Yeni bir uykusuzluk binliği aç
Camlarada gece başladı bile
Artık oda açılabilir kendine
Can çağrılıyor odaya
Karanlıkta ve seninle dolsun odaya
Yürüdükçe dolandıkça oda durmuyor artık evin içinde
Senile deniz kıyılarında ormanlı sırtlarda
Kırda hayvanlarda
Düşündüğün buluşlarda bulunduğun kurtuluşlarda
İçinde sen olan bir oda
Koş o önden giden
İnsanı bulup onu durdurmaya
Güçlü kalın pazulu oğlu aslan yavrusu gibi olan
Önden giden insana.
Gebe bir kadını durdurdu erkekler
Saçlarından çekip yolunu kırbaçlıyarak
Başında dolanan ak kuşları
Serinlikleri kovalıyarak
Elin değiyordu ah ah bana
ben kendimden uçarak etimdeki didişmeleri
takılıp düşen kadınlarla kovalıyarak - birden
düşürülmüş
sahipsiz çehrelerle karşılıyorduk
fır dönen meydanlarda yardımsız yürüyemiyen insanlar
Hiç. - Soruyorduk bu beyaz kuş
bize gelen ellerinden
bulanarak ve o kız çocuğu ( bu nasıl olur )
şak diye düşürdü yolda
gazete satan adamın gözlerinin içinde
çıkmıştı bakınıyordu gererek önünü
ve derinden durarak
tüllerinden kopan içim bırak ki dalgalansın
Ki kim kovaladı bu yönde kaplanları
bizi yiyen aç kurt mu o neden
o neden kıpırdıyarak
sarı mor bizi kimden daha iyi koruyarak
daha iyi bir konukluk
bizi sevdayla allaştıran
o umulmadık açlıkları kapımıza salan
ne olur ne olur bırak bırak iyice kendimde olayım
yukarı
ÇAĞIN
KÜÇÜK
BULANIĞI
- ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yanına dönsen batar
...
Küçük
Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış
yukarı
AĞAÇLAR
Ellerimin önündeki dallar da
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim
Yoksa ben mi geciktim
Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha
Dostum
Üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum - korkma
Kaçıyorum - kaçma
Ürperiyorum düşünceden - ürper
Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk ranga renk
Kızlar göğüslerini
Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar
Arılarla erkekler boğuşuyorlar
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarala
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprakevlerin içindeki dişiliklere
Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın elleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler
Bak nasıl savaşı bindiler.Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanını kolayladılar
Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile
yukarı
MEÇ İKİ
Ve solmadan güller
Lahitler verdim
Sokağımızda yatan bir serinlik vardı
Saklambaç bile oyna(ya)mazdı çocuklar
/bir dağ çekilir bir serinlik vardı
aralanıverince o küçük
sedef süslemeli kapı
sandım ki yine o görünecek
kaplayacak bütün karşımı
küçükken rüyamda gördüğüm
o güzeller sultanı/
Bir ara bağlıyorlar beni
Yoksa gidiyorum ki mezarları sallıyayım.
yukarı
TABLOLAR
a.
Temizlikle parıldayan burnu
ve alnı geniş.Hazır.Karşı Koyan ve Razı
eli boş verişli
alabildiğine derin
çocuk kalplerine uzanır nefesi
b.
hadde Evlerinde haddeler
zulüm yok şiddet de yok hizmetim kabulümde
zillet yok illet de yok hizmetim verişimde
incelip derinleştikçe uzayıp gider caddeler seccadeler
(secdeler
c.
insan yığılmaları uzuv karmaşası
bir bir kenetlenmiş eller uyruklar
dilden dudakdan önde
bir ağız edinmişler kendilerine
nutuk dinlettiriyordum da
düşünmüyordum
geçiyordu günlerimin genci gençliği
alın alıyordum yabancılıkları zırhsız
içinde rüzgarlar beriliyor mintanlarımın
askılarda karyola başlarında çıkarıp
bıraktığım göllerde
yukarı
MÖ - 1975
Sarıkamış tren istasyonunda bir deli
heeyt derken. - hamallar
Ve gülüşüp itişen çingene çocukları -
Kaçışıp yeniden deliliğe sokularak
Kızgın giysileri içerisinde
Zaptetmeye çalışıyor gibiydiler azgın
Ve alıp götüren uzuvlarının uçurtmalarını
Deli şey zaman zaman
İçine kıpırtı ve atılma gelen
Bir urgan gibiydi ellerinde
/ hâlâ
ne kapıyı ardına vurdurup
ciğerime tortulanan havayı dışarı uğratan bir
(mektup
ne bir rüya/
Ah
Üstüste iki gök kuşağı
Yaptı dünkü yağmur ve batarken
Bulutları iteleyen güneş
Boynunda ekmek tenekesi
Boydan boya yırtık pis ve dinçti çingene
Önde azapsız -
İstekli bir kadını sürerek
Ormanın eteğinden
Yamaca vuran sığır sürüsünü
O'va-lıyarak bir yandan
Otuz yedinci gün
İri kıyım bir dağ adamı
Tam yirmi mayıs günü
Kır çiçeklerine bakardı korkarak
Zor geliyor kaynağın kuş konuklarına
Eğilip suyu vardırmak gagalarını - gergin ve esir
Hür vurmak olmasa kanatlarını
Rahat ve güven dolu sıyrılmak dalların yanından
Aşağılanır (mış sanki) yaşmak
Zahire nöbetleri,bu gece sabaha kadar
Elektrik binekli bir gidip gelen - bir köylü
Harbe giden - ünken tüm silah çeşitlerinden
Rahat kelimeler bilen zor bilmeyen
Zaten esmerin - güneş nasıl birikiyor gövdemde
Ellerimin köklerini emiyor toprak
Bırakmak
-tanrıya emanet hasta kadınları
razı olmak mesafelere
ikiz bir ben'i bırakmış gibi geride
fısıltılar yüksek itiraz vuruşlar duymak
kendi öz sesinin içinde
'cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım'
Sarıkamış tren istasyonunda
Bir deli üç hamal bir ben
Altı çingene
Mektup yazdıran bir Kötek'li - bir manav duldusı
Yolda - sofraya tabakla konmuş gibi
Hızla berilip kaybolan bir kurt sürüsü
Güneş
Ve birden
Herkesi saçak altlarına fırlatıp atan
Sağnak. - bir kuduz nağrası
yukarı
BUSAT
Artist milletizdir
Bizde defaten ölünür
ve kalkılır ki sofralardan
hamdüsenalarla palalarla
el yıkanmadan
ağız misvaklanmadan
zinhar vurulmaz ha
ne dosta ne düşmana
yukarı
GÜZELCİN
Koşu koşuver nargözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukda yeni ay ince işaret
Geceye bir şey olmaz gayri
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur
yukarı
AŞKA DAİR
1
Kapılmadıkça ora
Arar sivri uçları gövdeni
Sokak kalabalığında
Yok sevgili
Gibi yok yalnız kaldın
Bu ağır yükü tek başına
Taşıdın taşıdın hülyaya daldın
2
Diren su
Çok benizli at nal sesi
Bırakmadan evlerimizin kaslarına
Karşı geliyor
Gövdenin ıhlamur yumuşakmasına
Yolladıkları
O yollar - ince - urgan dövünmeler
Yorgan altında
Fokurdayan kızamıklı çocuklar
Aşka dair - sus
Diren su
Kas elimi - avucum omuzlarında
Ve aşktır ka
Kanadını yayıyor
Ün içinde güvenerek
Adını koyuyor ortaya
Aşkla yapyalnız
Dım ben
Dört tabuta benzeyen odada
Sıkılarak birbirimizden
Vurmaktan yorulmuş
Kıyı kayalarına
Bir kadın akmasaydı
Tarihi gergedan yolu ormanlarda
Gelerek
Biraz yıkan biraz uyu biraz kok
Kırk lokma bir damla
Kan
Kırk damla
Giderek
Hayır kalbim
Yorulmadım hayır hayır
Yıkıl daha
yukarı
Çünkü hep seni düşünüyorum
Sesini etini iniltilerini
DAĞCILIKLARIM
Parçlanmaktan arınmış evcil olan
Yabana koşar bir aman
Kaçıp kuytulardan
Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz
Ve döşüne varan bileklerini
Kent
dev dev bir kedi sokulmalığı
belirdikçe daha ağır fakat hareketli
Yarmaktan arındın evcil
(yani
sofrada
elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı
gibi istekli
herbir yaprağında soluk soluğa
o ulu insan
insan
yaban çiçeklerini
Sonbahar günleri sağlık ve istekle
sikkeler çaktım uçurumlu gövdene
Güvendim
Demiri alıp ısıran boşluklarına
Yüz metre kayayı
Yedi vuruşta indim
Hep birlikte omuzum
demir halka ay
gibi
şekillenen bildiklerim
O buzul yarda kar yataklarında
Dağla armızda
Yalnız ve yalnız
Dostluk vardı aramızda
Adem :
buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri
peki ama nerede gururum
ne oldu ona demişti
Ak hafif saygı duyarak
Soyunarak dağ keçisi sargılarından
- ille dert mi ola alemde
- dağsözün dinledik iflah olduk
Cilo kar yalabı
Süphan halat aklı başında sağlam
Değişik gergin
Burulurken iklimin kar kırmaları
Her yükseklikte
Dağla yanyana durur bedenim
Cilo Cilo karağlarken
Buz kaymağı yanağın
Dağ ve hava blokuyla
ben
dağ hava ve ben üçümüzün
gözü yekdiğerinin zirvesinde
dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende
hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen
en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde
Bu küçük urganın
Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla
O uzak kişilik çığrışlarıyla
Altta ormanlara
Aşıp ummana kavuşan ulamalarında
(büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi)
Bir öz konuşma başlar
Şiir ve mahalliler üzerine
eksi bir eksi onbir
eksi bir eksi yirmibir
1
Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı
Bir ipek ince halı
Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine
Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin
Haydin kalkalım
Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler
Kömüre başkaldıran kara açmamak için
Ve kadın vuruşundan başka
Yaklaşım bilmeyen böcekler
Şimdi uzak şu kadar
Durmadan olaha habire
2
1974 yazında
dünyada
toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar
sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz
tüm hazırlıklarımızla
o kış başparmağım donmuştu
yeni yeni çözüldü donu
Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara
Yükselirkenlerde
Solucanların toprak yemesi gibi durmadan
Etimden geçiyor dağın derisi
Biraz daha
Karlar başlıyor
Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa
Kanımda bir gürcü beygiri
Tesbih gibi aklımı çekerek
Götürüyor oralara
ve sonra açlığın verdiği korkularla
bir kaygı basıp giriyor içime
Esenliğimi - dedim ki
ben gidiyorum
ardımdan postala
Bir tek an'dır dağcılık
Sineğin camda
kımıldamadan
durduğu bir kaç saniyeyi hatırla
Ve ne uzun oldu duyargalarım
Şimdi kayanının yapısındaki tuz
granit
fosfat
alüminyum
demir ve çarpıntı yataklarından
Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum
Sanki
Duyargalarımın
duyargalarının
duyargayarı ile
duyuyor gibi
O yozgatlı çocuk
ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı
O gibi
daha inceleri
dağı fobilerden uzak
teknik-sağlam halat-
uçurumlardan bakabilme yeteneği
düğümcülük sananlar
dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar
Düşerek
Çarparak koldan ayaktan
ve belden kırıldılar
Ya o niksarlı
üzgündü
buzul görmeye dayanamıyorum
demiş
ağlamıştı
Ya gaziantepli fazlı
krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini
yukarı
ARZIHAL
Çiledinmi
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Alevli hüzünlerdin mevla için
Ne altın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ve altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye
Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin
Kişinin güzelliği ağa ustalarına göre güzeldir
senin köylü olayım
o uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa
şu küçücük kalbte
(yaman halimiz helal ettiremezsek)
nice hakkın yüklü.
yukarı
STAD
hıncahınç bir stadda
duvarlar merdiverler kapı oyukları
demir rampalar
ve beton çölü toprak.
İnsan kene gibi yapışmış kentine
. sahipsiz kentimizin yapı direklerine ve isteklerine
Görünüşte
beton yiyen beton salgılar
nikel döküyor kundaktaki çocuklar
. daha hızlı gidemez miyiz diye bağırıyor ihtiyarlar
. ölüm niçin bu kadar korkunçlaşıyor herşeyimiz var
Ve tahtalar
otomobil ve gemiler var
Herşey ve herşey yer yuvarlağının
Devrile devrile geldiği noktada
Hıncahınç stadda insanlar ellerini
nereye atsalar belatları
Ceplerinden yeleklerinin diplerinden
Soluk aldıkça genleşen etlerinden
İnsanlar başka başka insanlar ve insanlar ürüyordu
Zahmetsiz ve maça ve haydi maça maça
Bir yara kurdu sarsılmasıyla sarılıp
birbirinin burunlarında ağızlarında
Beyin cılklarında kaynaşıyorlarken
. emanetler zincirinden haberim yoktu ey ay ışığı
sen de mi canlandın ölü hücrelerin
sessiz varlıkların duvarı
Sezilmeden taşınan binlerce yük altında
Ve ezilmiz görünüşlü
Dinç ve saatlerinden emin
Ve dünyayla dolularken
bakın birden
duvarlar yıkılmazdanken
ve tümüyle bir sanem yakapaçası insan kapılmacalığı
ünlüyorken
kent mabetleri
çevreklere çekiyorken
ve yapılar. - kustuklarının ağızlarına döneceğinden
emin
beton sağır ve tahtalar yalnız çok derinde
yaklaşanı gıcırdıyorken
Otomobil ve gemiler nerdeyse
Kendi ve insan kudreti ile gidiyorlarmış gibi
koşuyorken
Ve insan yaradan yokmuş gibi hüzünsüz ve ağlamasız
Habersizliğin kahramanı (1)
Etin atılışlarını
Bayıltan boşalışlar için kamçılıyorken ha
kamçılıyorken
Başıdolu koşumunu kulağın kanın
Ve denetsiz kapanışını gözün parlatıyorken
İşaretleri geldi
Sessiz ve kımıltısız halek oldular:
Herşey
Ve herşeyi elin dokunabilirliğinin
Ve korkuyla tanınabilirliğin
Ve gözün görebilirliğinin
Ve şeyi kulağın işitebilirliğinin
Ve tadabilirliğiyle dilin
Ve aktığı düzlükler ağzın
Sessiz kımıltısız boyun eğerek çekiliyordu
Taş emir alıyor eğiliyor boyun eğiyor
et emir alıyor bilmediğin seslerden boyun eğiyor
Ve 'zaman' onlarla birlikte tavralan
Dünyanın döne devrile geldiği noktada
Hıncahınç bir stadda
Bitiverdi eşya
Ve dünya dostluğu
Geldikleri olmayan insan kalabalığı şimdi
Ortadaydı
O babanın elinden tutup getirdiği on yaşlarındaki
çocuk
Çağırdığını işitti ve gitti
Ve bütün buluğa ermemişler çağrıldılar
Onların gidişinden müthiş bir kaygı doğdu
kalanlar için
Kurt dalan hayvan kalabalığı gibi kabardı insan
kalabalığı
Ve ileri gidemediler yoktu
Geri gidemediler yoktu
Ne ev ne eve konan kadın
Ve ne anmadan açılıp hamdsiz kapanan sofra
Ne iş ne masa
Ne arttıkça azan ur gibi onurmaz gelir
Ne emek'e zulmeden banka patron işçi işsiz
Ne çarşı alışveriş ne haftanın günleri ne takvim ne
zaman
Ne loca ne aslan kulüb ikbali dünya
Ne televizyon
Ne fahişe kolaylaması
Ne iyilik hevesi ne aşk
Ne kadının istekle çağıran uydusu
Ne erkeğin bağırmalarla varışı
Çoğu alabildiğine koşuyordu yönlere
Ve doğu yoktu ve batı yoktu
Ve güney ve kuzey yoktu
Belki varırız diyorlardı oysa
'nereden' 'nereye'de yoktu
(kadınlar hamile kadınlar asla
çocuklar için kavranır mutluluklar dolu
köşeler ağaçlar izinler)
Stadiler var mı yok mu bilemedikleri çoğalmayan
bitmeyen pürüzsüz
gölgesiz
ve beşerin tanımadığı bir idrakle
Apaçık ve kesin
Biliyorlardı
. bilmemek elde değil uyumadan asla
uyuyamadan
zira beyinlerinin içine bildiriyordu
etlerinin acıyı duyabileceği ve bu mutlaktı
evet sokakta
günübirlik bir anda
ağrıyı duyabilirdik ve kaçamazdık ondan
duyuyorlardı karşılarında içlerinde herşeylerinde
ve azap yaklaşıyordu onlara
ve hiçbirşey karşı durmuyordu bana
Şehvet ve erkeğin çekip unutturması
Şehvet ve kadının unutturması
Ne ölüm korkusu
Ne de 'inandık' demek o anda
servetölümuyku
alındı onlardan
ayrıcalıksız tümü
delirebilmeyi dilerdi kurtuluş bilirdi
alındı onlardan
Ve uyku
Alkol afyon onlar
Ot
Ve intihar alındı onlardan
Çünkü ölüm alındı onlardan
Yalnız idrak sonsuz beyaz ve net
Ve yalnız acı vardı ortada
Işık yılları boyunda
daha ilk basamağında acının
kızgın çöllerde
aç biilaç ölürkenden daha sert
O ılık serin şerbet tadındaki ilk basamağında acının
Herbiri
En yakınını bile vurmaya hazır
Birnebze uyku için
(Martı
Açık iri kanatlarını vurmadan
uçurumun üzerinde
Rüzgara yatıp süzülerek
Tadı hoş bir gerçeği içmektedir
Bulut namütenahi
Kelebeksiz
Kentin üzerinde biriken sislerden
Evlerden birşeyler beklemekte
Sultan Ahmet
Ayasofya
Ortada Beyazıt Kulesi)
______________________________
(1)açık sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözler gelmişti
ve açık sözleri açıklayan sözleri açan sözler gelmişti
bilenler için
onlarsa sözleri değil
tahtaları bile
yıkılmazdan önce ağlayan
anlamayan olmuşlardı.
yukarı
ÖZETLER
Hiçbir karası kalmadan aydınlanan kanla
Akar dağları çoşturur suları bir kanla
Çarpa çarpa yüreği ismini Allahın
Hızla bir dua kapısı araladı kılıçlar
Efendilerimizdeki kılıçlar
Ki herbiri
Akışında zikrin bir küçük tesbih tanesi olan
sıradağlara
Ordu götüren -
Hülyalara
Dua vuruyordu
Cenkci dua vuruyordu
Yanamaz oluyordu düşman ateşi
. ağlamasın için önünü kestim
yıkılmasın diye işimi bıraktım beline sarıldım
sağ göğsünden vurulmuş gibiydi.
. acılar ey acılar
zırhımız kırdın etimiz lezzetine bulandı
fikirler bağlandığım.
Hayır sevgilim vermedin daha
Aç biilaç üstündeyim etinin
Bahar geçti de açmadı çiçek badem dalları
Bu kara toprak lafzı
Şek mi var sende ey mahcub kalbim
Ki kollanamazsın bir türlü korkularından ölümün
Bir ay tutulmasına bakakalırlığı yüreğe indirerek
Geceleri insan karanlığında uyandıran
Nabız hallaçlıyan çarpışlarından yoruldum
Kıvrımlarını toprağa yaymış
Bir beyne vardım
Gözüm yere dikilir
akraba açken uzanamasın elimiz ekmeğe
komşu tasalıysa tasalansız evimiz
iştahayla gülünmez bizde
azbiraz tebessüm edilir
dünya için sevinilse
yukarı
SCHWAEBISCH - HALL 1972
şvebiş - hal'de
büyük bir park heralman kentinde
bulunduğu gibi
ve merdiven tiyatrosunda
bir adam yaratmak piyesi
olmaz dedi berdel
tek saf damarı avrupanın
gözlerimiz yaşarıyor
yanağındaki kırmızılıktan akıp duruyor herşeyimiz
tırmanmaya başladı merdivenleri
haylbronlu kedi
şarışın -
ve kara açılımıyla kırbaçlar
uzun saçları -
ve bindiği atlar sıyırır kayaları
genç
ve durup direnecek sanki kasları
ve o bakışlar kaçıp saklanan
ve umulmadık anlarda karşılaşılan arzlar
aktörlük yaptığı için kendinden
nerkeste olduğundan daha emin
olmaz dedi berdel
şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müt-
hiş-
ti.
bilin ki berbel
jan janin
sen de merikalı tom
ve seya
bütün ecdadınız barındı içimizdeki hoşgörüde
birgün
baktıkça değişen ve beni alabilen
enginliklerinde
bal görünümlü gamzelerinde
dudaklarının zümrütten gibi
billurluk yansıyan çekişlerinde coşarak ekstazla
. zira aklında değil
güzelliğinle anlıyordun.
işte bütün bunlarda
bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünüz görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alır gönül hücrelerine salar
kanını yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara
çünkü çok gördüm
onun
yüzündeki ahenge ulaşacağım diye
temelinden sallanan yapıları
aklım mı köpürüyor ne vakti deniz
toprağa kene gibi yapışmış ağaçlar
köpek bastırıyor kanı
avrupa kadını ne kapılar ışmarlıyor
kapanıyor içindeki bütün çengeller
insan tarihi kadar eski bir hasretle
bakıyor-
ve alıyor
yukarı
ÖZGÜRLÜĞE DOĞRU
Bırakıyor ardından belalara beni
Tedbirim öldü gövdemin binası geçti
Göğsümde ince gergin çelik bağcık
Tenimi bastıran içerilere
Bağırıyor leylaklarım ağlıyor ağlıyor duvarlar
Çatlıyacak gibi susuz düzgün ve biçimli sanatlar
Çocuk yığılıyor kalp kalp üstüne konuyor
Bir baba damarı vuruyor sökülen nabzın
Şimdi batar birkaç nesli azdıran bozgun
Simsiyah aklım ve beyaz bir nokta kalbim
Kader akışı alkışlanıyor her karım
Nazlı buluş git git kabarıyor dalgalar
Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil
İsyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün
Harp. Ezilen etin söğülen köpekliğim için değil
Güzel ölçülü zulmetmeden yeterince öldürüşüm
Harp geliyor bir güzel bilendin mi kardeşim
Binlerce cilt tutyor kılıçların hançerin
I believe in you believe in we believe in
In la ilahe illallah la ilahe illallah
Şimdi kalk yüceldin guslet suyun götürmesiyle kuşan
Yüzün kolların ateş yakmaz başın ince ayakların
Dünya bir konak bir konuk ölümsüz hayat içre
Geçildikçe hor öpüldükçe soyunur şehvete
Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak
İki başımın arasında bulduğun toprak
Dörtköşe duvarlar siyah örtü ve göç sesleri
Kapanıyorum kabulet öyle buyur
Bin açılı örtüye daha sar beni
Bin yıl bin daha
Dursam kapında
Sayısız perdeden bir perdecik kalsın için
Başım yüzüm kızarır haddim olmaz aslında
Sakin ve gövdemin mızraklarını döken bir geliş
Vara gele ancak birkaç ağaç alıyor göğsüm
Sakin ve daha sakin mızraklarım dökülsün daha
Aniden çıkıp havlayan köpekte emanet bugün
Binbir helak ve kurtuluş ve Allah selamıyla girilen ovada
Bir dağ gibi diz çök kendine ırmak ol tut tut bırak yıldırımları
Sakin daha sakin kımıltı yok bakışında
Bırak toprak altında göl olsun gözlaşın
Bir çeşit isyandın gönül ağlaması ilacın
Destur. Nice uzlet makamından geçersin şimdi
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri
Bu ova cennet olmalı sayımızca bir cennet safı
Bu çukur ateş olmalı sayımızca bir cehennem safı
Ya bu yol.Ayağın sahibi gövdeden habersiz yürüdüğü
Gövdenin ayağa merbut ayağa dönük ayak kesildiği
Sen gönlünü yukarıya bil
Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle
Bir dağ nasıl inilerse başla öyle
Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin
yukarı
KABUL
Eski şairliklerim gitti gözümden
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum
Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları
Az'la doymak yap deş insan zamanlarını
Davran bre çocuk nice kamçıdan geç
Var bak silken nice altın döker kanın
At al at bin at kuşan da ciğerin koş
Davran bre çocuk doyma ilk sulardan
Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın
Nice hançer dürdün sabır balyaladın
Göğsümde bir küçücük derya buldum
Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım
Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala
Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası
De zarif inle. Ta ki huzra vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
yukarı
KAYIT
Korku salardı inceliğin acıman tevazun
Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın
Nur sarnıçları ballar koydun çöllere ruh eşiklerine
Senden kaynıyordu yine sana kapılıyor ırmakların
Yamalı ve tertemiz elbiselerim olunca
Her gece mutlak uyanıp adını anınca
Birgün elbette sofraya birlikte çökeriz
Sen değ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım
Sura vardıkça gövdelendim soyundum aşk duasına
Atılıyorum sırlarına açılıyor hücrelerim
Menzili çoktan geçtim ün saldı kayboluşum
Kendi kuytumda çalkıyor şerbetini ağzım
yukarı
KAPLANLIK
Bir duvarı sürüyor saçların bir hayvan parıltısı var gözlerinde
Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın
Bırak gamzelerin aksın odalarıma
Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım
Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara
Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara
yukarı
1958 EKİMİNDE
Sopalar taşlar avtüfekleri
Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca
Belinden orta etinden
Cılız çelimsiz bir elden
Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini
Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
Gamzen için ne kanlar bağırıyor
Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında
Bedenler
Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
Birbirine çarpa çarpa
Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
yutuşlar
Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
kusuşlar
Delikler ezik çöküntüler
Yırtıklar alıp açılarak
Dantel perdeli camda kayan gölgen için
Ne kanlar akıttılar toprağa
Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor
Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları
Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri
Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen
Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri
Bütün evrene
Eğilip yanaklarından baktılar gelinin
Şimdi çarpılır köyün ağzı
Bir yabancı saçı taradı ev
Şimdi köyde cami bile gurbet olur
Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:
evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
Yanan ateşin dumanı da
İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
çaylar
Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi
Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
Sesi insan öldürmeye giden kurşunların
Ve susunca
Kama düşüşü bir zaman başlar
Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
Cine ve meleğe
Zulme ve hilme
Zaman ağlyan kadınların
Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek
Ve kana çobanlık eder çocuklar
Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları
Güzel başın
Mermer akmalı yanyarın
Güzel adalen
ellerin ne maharetler edindi
asla maymun değildin
topraktan geldin nice sırlardan geldin
- Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
Yoldaşın melekler
Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
Tüm bunlar öfkenin şimdi -
Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
Vurmaya gidiyor yine de o ve o
Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
Ağlayan dudakların
Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke
yukarı
BİR SAHİL YOKLAMASI
Bir kaç balıkçı belirdi
Başları kollarının üzerine eğilmiş
Dinler gibi oltalarıyla balık dilini
Martı kendiyle halkalanır:
haydi ana
sen karadan
ben kumsaldan
Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden
nice yufka ekmeği külekten
kış yemişini şireyi tahta sandıktan
aç misafir sofralarını nişe kokularıyla
Çamaşırı bakır leğenlerde dengele
taş mutfaklarda
arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda
Ben
birden
kıyıya çekilmiş sığ sularda
taşlarda çırpınan kofana
Bir kaç balıkçı daha belirdi
Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş
Nöbetini bekler gibi kaderin
yukarı
İKİNCİ AYNA
Korkup kaçarken çıktı benden
Bir çeşit hayvan nereye dönsem o
Kış olmadı duymadım hiç bir kar
Tendeki papatyaların tutunduğunu
Komşuda bir çocuk daha ağlıyor
Gözyaşı akışı neden var bilseydim
Ve dost yok karşımda daha da çevrildin
Küçülüp yürümek isterim karıncalarla
Bir çeşit sevdam var
Bir çeşit yalnızım kapıda
Yaradana giden yoldadır her ruh
Çocuklar gibi sevmese de kalpler
. şapka bisiklet beyaz sarı
. kırbaçlanan gülüş zalim ağzı
Bir gıybete kapanıyor akıllar
Bizde ruh gencini ihtiyar ederler
Aşabilsem boğulmalarını ömrümün
Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları
Yüzün çepesine koştur beni
İsyan eşiğim toprak kayıyor içim
yukarı
SEMPATİ
Kuşlar uçarlar uçarlar
İnsanlar vardı sanır
Toprak dünyası döner oysa döner de
Gagalarının önüne getirir yuvalarını onların
Kuyular sularını yükseltir
Çöllerden sızıp gelen geyik ağızlarına
Her nasip için ayrı ayrı
Rahmet şekillenir
yukarı
GÜNEŞ İNİP SUYA DOKUN
Birara neydi o bulutlar
Somurtkan dudakları yere sarkan
Arkasında deniz alev alan adam
Çehrem sarsılıyor bakmaktan
Güneş inip suya dokun
Nehre yaslanıp başaşağı koşan bir yaşlı ağaç ol
yukarı
AYNA
Ve gözüm eşyamda değil
Yoruldum maddemden
Ta ki dünya bitti
Köşk kurdum sakin oldum
Dehlizsiz ve tabakasız
Kör bir hayvan gibi
Rızkına etiyle yanaşan
Karanlık birevDir gövdem
Güneşte asla karanlık yoktur dediler
Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum
Büyük yeni bir hayat bildim
Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey
Bir insan binası yıkılıyordu durmadan
yukarı
MENZİLLER
Sözün ve yolun başçeşmesi ruhumun
Canım içre sevinç verir sözlerin
Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni
Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.
Aşkın bin gözlü devasa bir baş imiş
Yur herbirini uykulardan sohbetin |
 |
Dinlen ey Zarif bilatedbir çok söz açtın
Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın |
yukarı
MUNTAZAM
Seni kamçılardan çıkardım
Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
Sesimi işkencelerden alırdın
Elimin altına dökerdin etlerini
Hızlı varışlara bile hazırım daha
Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
Bir geçmiş zaman kalkanı indi
Çınar ağaçlarından sahil sularına
Kalbim kalkıp indi gemilerden
Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
Kabris kamburu çıkardı yıllar
Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla
Habire vuran rüzgar
Kabirlerde su yollarında
Dehlizlerde
İç çekmeler
Sızlanmalar fısıltılar
Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim
Götürüp
Kelimeleri başka bir semte attılar beni
Üzgün melal içre ve aşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha
Üç parıltısında günün
Devlerimi güreştirmek işim
üstüm başım heykel kırıkları
yukarı
KANAT KAPARKEN
Kalıcı keser hammaddesi insan sahrası
Keser düzeltir ve yoluna verir
Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin
İncelip ağırlaşarak çelik
İnce uçlarına doğru
Akıl almaz hızlanışlarla
Arka arkaya varışlarla
Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır
Karşı koyanı batırır basar geçer
Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır
Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile
Kabzadan alır rüzgarını
At biner gibi oturur et kemik içine
Kalbimiz iki parmağın arasında olana
Yöneldik kapısına
Safkan
Mahcub ve müştak
Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Bizi
yukarı
|